RSS
03 Eylül 2008 | chucky | 1 Yorum Var.
Yazdır

‘Taçsız Kral’ Metin Oktay

* * *

Çocukluğumuzu devrederken zamanın akışına ; usumuzda kalan en önemli hatıralardandır büyüklerimizin dizlerinde dinlediğimiz öyküler , efsaneler.. bu öykülerin gerçek hayatla bağdaşmadığını adına ‘ büyümek ‘ denen illet yapışınca yakanıza anlamaya başlarsınız..

Ancak efsaneler de durum biraz farklıdır ; kulaktan kulağa devredilen ve nesillere aktarılan ‘anlatı’dır efsaneler ve öykülerden farkı gerçekten yaşanmış kabul edilmesi , çoğunlukla gerçek olaylara ve gerçekten yaşamış kişilere dayanması ve abartılarak , doğa üstü olaylarla süslenerek , özlemler de içine katılarak anlatılageliyor olmasıdır..

Türk futbol tarihinin ‘ efsane ‘ ismidir Metin Oktay ve 1965 yılında Atıf Yılmaz ‘ın yönetmenliğinde çevirdiği Taçsız Kral isimli filmle ; ismiyle özdeşleşen mahlasını da kazanmıştır.. Ne yazık ki birçoğumuzun gözleriyle görmeye nail olamadığı ancak bize anlatılanlar ile yürekten bağlandığımız büyük bir efsanedir ve o ‘na duyulan saygının yegane sebebi büyük golcülüğü değil , efendi , centilmen ve sportmen kişiliğidir..

Hayatının bir kenarına futbol bulaşmış insanların meşin yuvarlağa ve etrafında gelişenlere ilgisini anlayabilirsiniz ancak öyle isimler vardı ki bu işlerle ilgisi – alakası olmayan insanların dahi ezberindedir.. İşte Metin Oktay ismi hafızalara ve yüreklerin en derin köşelerine silinmez altın harfler ile kazınmıştır..

Göztepe’nin Galatasaray’a karşı kazandığı bir kupa maçı bitiminde, maçta kendisini tutan ve ‘adım attırmayan’ 18 yaşındaki Özer ‘in, “Metin abi, sizin bir hayranınızım. ne olur benimle bir resim çektirir misin?” sorusuna, “sen benimle değil, ben seninle fotoğraf çektiriyorum, çünkü maçın kahramani sensin” diye cevap verecek kadar engin yürekli , meşhur zenginlerden Fenerbahçeli Müslim Bağcılar’ın “rakamları sen yaz!” diyerek uzattığı transfer sözleşmesini “bizi sevenlere ihânet etmeyelim baba!” sözleriyle reddedecek kadar takımına yürekten bağlı kişiliğinin , herdem sporculara örnek teşkil etmesini umuyoruz..

Sadece eski siyah – beyaz film kayıtlarında izleyebildik bazılarımız onu ve büyüklerimizin ona dair anlattıklarıyla sevdik daha da yürekten bağlandık.. Günümüz sporcularını gördükçe ebediyete dek ‘kral’ kalacağını çocuklarımızın kulağından yüreklerine devretmeye devam edeceğiz..

Galatasaray Dergisinden alınan biyografisi ise şu şekildedir:

2 Şubat 1936′da İzmir’de (Karşıyaka-Çiftefırınlar) doğdu. Karşıyaka Soğukkuyu İlkokulu, Alsancak İlkokulu, İnönü Lisesi ve Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsü’nde (Mobilya bölümü) okudu. 15 yaşında Damlacık Kulübünde 8 numaralaı formayı ( 8 numaraları forma çok sevdiği Sait Altınordu’un forma numarasıydı) giyerek futbola başladı. Adnan Suvari’nin futbolcu-antrenör olarak görev yaptığı Yün Mensucat’a transfer oldu ve yeni forması altında 14 gol attı ve Genç Milli Takım aday kadrosuna çağrıldı. 11 Nisan 1954′ te Belçika maçında ilk kez milli oldu ve 4-0 kazanılan maçın 2 golünü o attı. Aynı yıl İzmirspor’a transfer oldu ve bu forma altında 17 gol atarak gol kralı oldu. İzmirspor da Mahalli Lig’i şampiyon bitirdi.

1955′te 19 yaşında Galatasaray’ a transfer oldu. Galatasaray formasıyla ilk kez (28 Ağustos 1955) Beyoğluspor’a karşı oynadı ve ilk golünü attı. 1956 yılının Şubat ayında Millilerimiz macarları 3-1 yenerken, 2 golü Lefter 1 golü Metin attı. 29 Ocak 1959′da İzmir’de Oya Sarı ile evlendi. 10 Haziran 1959′da Fenerbahçe ile oynananTürkiye ligi finalinin ilk maçının 37. dakikasında rakip kaleye ünlü ağları yırtan gol” ünü attı. 22 Haziran 1959′ da babasını yitirdi. Transfer döneminde İzmirspor’un o gün için büyük bir tutar olan 30.000 TL’lik transfer teklifini reddederek çok sevdiği kulübünde kaldı ve bu nedenle eşinden ayrıldı. 14 Eylül 196′ta eksik askerlik yaptı savıyla tutuklandı ve toplam 45 gün Paşakapısı ve Toptaşı Cezaevlerinde kaldı.

18 Aralık 1960′ta İnönü Stadı’nda oynanan maçta Galatasaray-Fenerbahçeyi 5-0 yendi ve Metin 4 golün sahibi oldu. Temmuz 1961′de italyanın Palermo Kulübü’ne transfer oldu. Haziran 1962′de yeniden Galatasaray’a döndü. 12 Mayıs 1965′te İstanbul’da Servet Kardıçalı ile evlendi. Aynı yıl “Taçız Kral” filminde başrol oynadı. 9 Şubat 1966′da Zeynep adını verdikleri bir kız çocuğu oldu ama Servet Metin Oktay çiftinin “prenses”i ancak 6 saat yaşadı. 1969′da Galatasaray şampiyon, kendiside gol kralı olduktan sonra, İstanbul ve İzmir’de yapılan jübilelerle futbolu bıraktı. 13 Eylül 1991 ‘de bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrıldı.

Futbol yaşamı boyunca rakip fileleri tam 608 kez havalandırdı.
1 kez İzmirspor’da, 10 kez Galatasaray’da şampiyonluk gördü.
10 kez gol kralı oldu ( Biri İzmir Profesyonel liginde…)
1956-57 İstanbul Profesyonel Ligi 17 gol
1957-58 İstanbul Profesyonel Ligi 19 gol
1958-59 İstanbul Profesyonel Ligi 22 gol
1959 Türkiye Ligi 11 gol
1959-60 Türkiye Ligi 33 gol
1960-61 Türkiye Ligi 36 gol
1962-63 Türkiye Ligi 38 gol
1964-65 Türkiye Ligi 17 gol
1968-69 Türkiye Ligi 17 gol

Maç başına 1.6′lık gol ortalaması kırılamadı.
40 Kez milli oldu (4′ü Genç Milli Takım). 7 kez kaptanlık yaptı ve toplam 17 gol attı. Tüm futbol yaşamında 1 kez oyundan ihraç edildi(Bir Fenerbahçe maçında)

Metin Oktay’ın Kendi Kaleminden:

Sarı-kırmızılı renklere küçüktenberi hayrandım. Galatasaray İzmir’e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim. Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray’ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.

Fenerbahçe 20 bin, adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum.

Sahaya çıkmadan önce Allah’a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım. aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım. Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım… Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde ‘allah’ım sen bacaklarımı koru’ diye dua ederdim.

Galatasaray’ın alt yapısında 18 tane Metin vardı… Galatasaray’daki bu Metin‘lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. Futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu Metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. Sonra da bana haber verdiler, gittim hepsini kucakladım.

Fenerbahçe’ye attığım ağları yırtan golüm çok konuşulmuştu. Hikayesi ise şöyledir ; fenerbahçe ile oynayacağımız her maçın havası ayrı olurdu. 1959 yılının 10 haziran günü oynayacağımız milli lig’in ilk final maçının önemi çok büyüktü. Futbol federasyonu bu kritik maça Yugoslavya’dan hakem getirmişti. Tansiyon yüksekti. Maçtan bir gece önce Çınar Otelde Yugoslav hakemin üç Fenerbahçeli yöneticiyle birlikte yemek yediği görülünce, İstanbul’da kıyamet koptu. Galatasaray kulübünün telefonları ihbarlarla inliyordu: ‘ maç çınar otel’de masa başında satıldı…Yugoslav hakem Fenerbahçe’yi galip getirmek için ne lazım gelirse yapacak!..’
bunun üzerine Galatasaray Kulübü hakemin değiştirilmesi için federasyona başvurdu. Hakem şaşırmıştı ve ağlayıp sızlamaya başlamıştı. ‘ne olur galatasaraylılar’a söyleyin böyle bir sebepten dolayı memleketime dönemem maçı namuslu bir şekilde yöneteceğim. ‘

Yöneticilerimiz bir toplantı yaptı, hakemi kabul etti ve o Yugoslav hakemle iki takım maça çıktı. 10 haziran 1959… Dolmabahçe stadı yükünü almış, ezeli mücadeleyi bekliyor. Sıcağa rağmen tribünler herzamanki gibi rengarenk… Oyun hızlı başlamıştı. Maçı mutlaka kazanmak istiyorduk. Çok hırslıydık… Turgay uzun bir degaj yaptı. Boş top, ceza sahasının üstüne süzülmüştü. Topa kaleci Özcan Arkoç ile birlikte yükseldik.
Özcan topa uzanabilmek için adeta benim sırtıma tırmanmıştı.. çok yükselmiş, bu sebepten de dengesini kaybetmişti. İkimiz birden yere düştük. Özcan anlayamadığım bir şekilde kıvranmaya başladı.
O anda Fenerbahçe tribünleri benim Özcan’a vurduğumu zannederek küfretmeye başlamıştı. O çirkin tezahüratın ilk defa muhatabı oluyordum. Şaşırmıştım ve utanmıştım. Suçlu olmamama rağmen utanmıştım. O sırada yanıma Fenerbahçeli Nazi Erdem ve Basri Dirimlili geldiler. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı.
Benim kasıtlı bir hareket yapmayacağımı benden iyi bilirlerdi.  Ben onlarla konuşurken birden diz kapağıma bir tekme yedim. Acıyla tekmeyi vurana baktım. Bana vuran, kendine Fenerbahçe’de yer edinmeye çalışan Avni idi. O acıyla ben de Avniye bir yumruk attım. Yumruğu Avni’nin suratına indirince saha karıştı. Antrenörümüz George Dick, Eşfak Aykaç, Muzaffer Bozok ve menajerimiz Osman İncili beni olaylardan sıyırıp saha dışına götürmeye çalışıyorlardı. O kargaşa arasında yöneticimiz Muzaffer Bozok ile Osman İncili Yugoslav hakeme kızıyorlardı. Aradan iki üç dakika geçmiş, saha boşaltılmıştı. Yugoslav hakem hışımla yanıma yaklaştı ve saha dışını gösterdi. O güne kadar hiçbir hakemden bu kararı duymadığım için neye uğradığımı şaşırmıştım. Hırsımdan ağlıyordum. Sahadan çıkmadan önce gidip Fenerbahçe tribünü önünde çakıldım. Ben gidince onlar da şaşırdı. Biraz önce o çirkin kelimeleri bana layık gören insanlardı onlar. Durdum. Bir baştan bir başa o triibünleri süzdüm. Sonra eğildim ve bana küfedenleri selamladım.

Ortalık sakinleşmişti. Ben soyunma odasına gitmeye kara verirken Suat, Turgay ve diğer arkadaşlarım kolumdantutup “dur, hakem kararını değiştiridi galiba” dediler. Oyun duralı 7 dakika olmuştu ve 7 dakikadan sonra Yugoslav hakem beni sahadan atmaktan vazgeçmişti. Karar değişince Fenerbahçeli futbolcular kahroldular. Bundan sonra yüzbinleri ağlatan tek golü ben atacaktım. 37.dakikada ağları parçalayan bazukayı Fenerbahçe kalesine ben yolluyordum. Allahım rüya gibiydi sanki o an…

Nuri bir pas atmıştı, sola doğru kaçtım. Osman hızla üzerime geldi, onu atlatmak benim için zor olmadı. Aut çizgisine kadar gittim sol ayağımı çizgiye dayayıp topu kepçeledim. en büyük korkum Naci idi. Naci Erdem Ekseri bu toplara çift dalardı. fakat ondan da sıyrıldım. Evet, önümdeki topa çok dar açıdan vurmak zorundaydım. Bu bir an meselesiydi. Bu kısa zaman içinde başımı kaldırdım ve kale içinde bir noktaya tüm kuvvetimle vurdum. Kaleci Özcan, köşeyi kapatmıştı. buna rağmen top hızla kaleye girdi. İnanın topun baktığım noktadan dışarı çıktığını ve ağları parçaladığını sonradan öğrendim. Golden sonra arkadaşlarımın sırtındaydım. Tribünlerden ‘cim bom bom…” sesleri yükseliyordu. halbuki hakem de dahil, golü Dolmabahçe Stadındaki kimse farketmemişti. Hakem önce aut vermiş, sonra parçalanmış ağları görünce gole hükmetmişti. Maçtan sonra Fenerbahçe’nin eski kaptanlarında Fikret Arıcan ‘vallahi azizim bizim zamanımızda topa en iyi vuran adam Bekir’di…ama itiraf edeyim ki Metin daha iyi vuruyor…’ diyordu.

16 Mayıs 2008 tarihli Siyaset Meydanında Metin Oktay‘ın manevi oğlu Rıfat Pala’nın anlatığı bir anı:

Metin Oktay bir GS yöneticisini hastanede ziyaret ediyor. Hasta odasında bitişik yatakta yatan bir hasta kendisine çok hasta olduğunu, oğlunun Metin Oktay‘a aşık olduğunu, odasının her tarafının posterleriyle dolu olduğunu söylüyor. Hasta eğer kendisine bir şey olursa oğluyla ilgilenmesini istiyor.

Bir hafta sonra Metin Oktay tekrar hastaneye GS yöneticisini ziyarete geldiğinde bitişik yataktaki hastanın öldüğünü öğreniyor. Metin Oktay o hastanın oğlunu buluyor. Kendisi şuan karikatürist. Biz onunla aynı masada yedik, aynı giysileri giydik, aynı okullara gittik.”

Yazı Hakkında

Kategoriler: GüncelSporcular

Etiketler:

Yazar Hakkında:

RSSYorum: 1  |  Yorum Gönder  |  Bağlantı

  1. Gerçekten Türk futbolunun yetiştirdiği en büyük efsanelerden… Bir Fenerbahçe’li olarak, bunu diyebilirim.

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL