<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ütopyam.Com &#187; Köşeyazıları ve Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.utopyam.com/kategori/spor/koseyazilari-ve-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.utopyam.com</link>
	<description>Gençlik ve Genel Kültür Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jun 2010 21:51:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Karpatların Maradonası: Hagi</title>
		<link>http://www.utopyam.com/karpatlarin-maradonasi-hagi/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/karpatlarin-maradonasi-hagi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 10:45:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>chucky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Sporcular]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[hagi]]></category>
		<category><![CDATA[karpatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=952</guid>
		<description><![CDATA[1965&#8242;te Köstence&#8217;de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı.
1983-84 sezonunda Spartul&#8217;a transfer olan Gheorghe Hagi 1985 yılında Romanya&#8217;nın en iyi oyuncusu olarak seçildi. Daha sonra Steaua&#8217;ya geçen Hagi bu takımla 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası&#8217;nı kazandı.
1990 Dünya Kupası&#8217;nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, Real Madrid&#8217;e transfer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/georgehagigalatasaraykugg1.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/georgehagigalatasaraykugg1-225x300.jpg" alt="" title="georgehagigalatasaraykugg1" width="225" height="300" class="alignright size-medium wp-image-983" /></a>1965&#8242;te Köstence&#8217;de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı.</p>
<p>1983-84 sezonunda Spartul&#8217;a transfer olan Gheorghe Hagi 1985 yılında Romanya&#8217;nın en iyi oyuncusu olarak seçildi. Daha sonra Steaua&#8217;ya geçen Hagi bu takımla 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası&#8217;nı kazandı.</p>
<p>1990 Dünya Kupası&#8217;nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, Real Madrid&#8217;e transfer oldu. Bu forma altında 64 lig maçına çıkan Gheorghe Hagi 1992 yılında İtalya&#8217;nın Brescia takımına geçti.</p>
<p>1994 Dünya Kupası&#8217;nda yine nefis bir performans sergileyen Gheorghe Hagi İspanya&#8217;ya geri dönerek Barcelona&#8217;da forma giymeye başladı.</p>
<p>Geroge Hagi 1996 yılında Galatasaray&#8217;a katıldığında futbol otoritelerinin olduğu gibi hayranlarının da kafalarında çok sayıda soru işareti vardı.</p>
<p>Gheorghe Hagi kendisini eleştirenlere karşın, ilk üç maçındaki galibiyet golleriyle Galatasaray&#8217;da etkisini kısa süre içinde gösterdi. Metin Oktay, Turgay Şeren veya Fatih Terim gibi kült oyuncuların ölesiye özlemini çeken taraftar Gheorghe Hagi&#8217;yi bağrına bastı. Çok geçmeden Ali Sami Yen&#8217;in yanısıra dört bir yandaki stadyumlar <em>&#8216;I Love You Hagi&#8217;</em> şarkıları ve sloganlarıyla yankılanmaya başladı. Ama bunun esas sebebi futbolcuyken yaptıklarıydı çoğunlukla.. 4 Lig Şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa&#8217;nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Futbola veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı&#8217;nın başına geçen Hagi takım finale çıkamayınca görevinden ayrıldı. 2003-2004 sezonunda Bursaspor ile anlaşan Gheorghe Hagi, 12. hafta sonunda yeşil-beyazlı kulüpten istifa etti. Aynı sezonun sonunda Fatih Terim&#8217;in Galatasaray&#8217;dan ayrılmasıyla 27. Hafta&#8217;da Galatasaray&#8217;ın yeni teknik direktörü olan Hagi, Galatasaray&#8217;ı 2004-2005 sezonu boyunca çalıştırdı. Bu süreçte Fenerbahçe’yi tarihi farkla yenerek 5-1 kazanılan final maçının sonucunda Galatasaray’a 14. Türkiye Kupası’nı kazandıran kadronun da başındaydı.</p>
<p>Çoğu insan onu <em>&#8216;Türkiye&#8217;de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu&#8217;</em> diye tarif ediyordu. Nefes kesen serbest vuruşları, zarif çalımları, öldüren sol ayağı, dayanıklı mizacı ve kişiliği dünyanın her yanındaki Galatasaray hayranlarının aklında ve gönlündekini yerini hala koruyor. Bugün 10 numaralı forması Galatasaray Müzesi&#8217;nin duvarlarında asılı duran iki formadan biri; öteki de Metin Oktay&#8217;a ait.</p>
<p>Türkiye&#8217;ye geldiğinde adı sanı bilinimioyordu. Geçmişine meraklı olanlar oradan bir Barcelona ismini çıkarmışlardı sadece. Yaşı da taraftarları ve otoriteleri endişelendiriyordu. Ama o bize futbolun yaşla değil, zeka, azim, hırs ile oynandığını gösterdi. Taraftar o kadar alışmıştı ki Hagi&#8217;ye nerdeyse sahada onunla birlikte maça çıkıyolardı. Avrupada sayısız başarının ligdeki üst üste şampiyonlukların baş mimarıydı Hagi. Galatasaray&#8217;a Metin Oktay&#8217;dan sonraki en büyük hediye idi. Aynısı bir daha kolay kolay geleceğede benzemiyor. Son Ali Sami Yen&#8217;deki jübile maçında attığı golden sonra tüm tribünler sevinirken ben ağlıyordum. Çünkü onu bir daha bu sahalarda göremeyecektim. Artık o zamanın teknolojisi nasıl olur bilemem ama, yaşı bizlerden epey büyük abilerimiz ablalarımız bize nasıl Metin Oktay&#8217;ları anlatıyorsa, ben de bundan 30 sene 40 sene sonra Hagi&#8217;yi anlatacağım inşallah. Tekrar onu bir şekilde bu klüpte bir yerlerde görmek istiyor tüm Galatasaraylılar.</p>
<p>Metin Oktay&#8217;in dediği gibi Galatasaraylılık bir din ise sen de son peygamberdin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/karpatlarin-maradonasi-hagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Futbol ve Şiddet</title>
		<link>http://www.utopyam.com/futbol-ve-siddet/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/futbol-ve-siddet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 10:44:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>chucky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=973</guid>
		<description><![CDATA[
Futbolun şiddetle beraber anılması çok kötü bir olay gibi gözüksede maalesef bu iki olgu birbiriyle iç içe yaşamaya çalışmaktadır. Şiddetin en büyük kaynağı ve beslenme nedeni de fanatizm olarak gözükmektedir. Ülkemizde az gelişmişliğin olumsuz sonuçları ne yazık ki futbolda şiddete dönüşmektedir. Bunun nedenlerinden biri de sosyo-ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Her az gelişmiş ülkeler gibi biz de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/images2.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/images2.jpg" alt="" title="images2" width="130" height="99" class="alignright size-medium wp-image-980" /></a>
<p class="MsoNormal">Futbolun şiddetle beraber anılması çok kötü bir olay gibi gözüksede maalesef bu iki olgu birbiriyle iç içe yaşamaya çalışmaktadır. Şiddetin en büyük kaynağı ve beslenme nedeni de fanatizm olarak gözükmektedir. Ülkemizde az gelişmişliğin olumsuz sonuçları ne yazık ki futbolda şiddete dönüşmektedir. Bunun nedenlerinden biri de sosyo-ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Her az gelişmiş ülkeler gibi biz de yolsuzlukların, hırsızlığın, kapkaç gibi çeşitli suçların kol gezdiği, yiyenin yanına kar kaldığı ortamda futbolda şiddeti yaşamamız gayet normaldir. İnsanların büyük çoğunluğunun açlık ve sefalet içinde gezdiği, zenginle fakirin arasının bu kadar açıldığı zaman doğal olarak sokaktaki suç işleme stadlara da şiddet olarak yansımaktadır. İnsanlar ömür boyu ulaşamayacakları şeyleri önce kıskançlıkla sonrada çeşitli eylemlerle onda var bende niye yok hesabı yakıp yıkmaya çalışmaktadır. Tabi ki bunlar herkes için geçerli değil ama açlık ve sefaletin insanlara her şeyi yaptırabileceğini unutmayalım. Stadlara bu düşünceyle gelenler kalabalık grup olmanın ve tribünde dokunulmazlık edasıyla her şeyi yapmayı kendine görev kabul ederek zarar vermeye başlıyor.</p>
<p class="MsoNormal">
<p><span style="black;">Futbol, tabiatı gereği bir tür şiddeti içinde taşır. Vücut vücuda mücadele edilen erkek sporudur&#8230; Milyonlarca insanın kendisine bir kimlik bulduğu takım rekabetine dayanır&#8230; Bu yanıyla, hayatın başka alanlarında yenilmiş olanlara ‘kazanmanın’ fırsatını sunar vb. İşin teorik yanı daha da uzatılabilir. Buna gerek yok. Çünkü, sadece Türkiye değil, dünya futbol tarihine bakıldığında da, şiddetin başrolde olduğu uzun bir hikaye yazmak mümkündür.<br />
Bu gerçeği, yaşadığımız ülkenin kendine özgü gerçekleriyle üstüste getirdiğimizde tablo daha bir netlik kazanıyor. Sayısız araştırma, son 10 yılda ülkenin muazzam bir suç patlaması yaşadığına işaret ediyor. İşsiz, beş parasız, milyonlarca genç insan, kendi ülkesinde bir başka toplum kesimine mensup yaşıtlarının, eşine az rastlanır bir tüketim ve eğlence curcunası içinde yaşayıp gittiğine tanıklık ediyor. Bu koşullar altında, içindeki nefreti, öfkeyi dışa vuracağı yegane kamusal alana yöneliyor. Yani, tıpkı kendisi gibi ‘yenilmişlerle’ buluştuğu tribünlere&#8230; Sesini orada yükseltiyor, çünkü sesi orada daha gür çıkıyor. Orada küfür ediyor, çünkü topluluk olmanın verdiği güce yaslanıyor. Orada dayanışıyor, orada döğüşüyor.</span></p>
<p><span style="black;"><br />
Şimdi, bazı aklı evveller çıkıp, bu durumu olumladığımız sonucu çıkarabilir. Her an şiddete dönüşme potansiyeli taşıyan kör bir öfkenin, nefretin onaylanacak yanı yok. Ama sorunu çözmeye niyeti olan varsa (görüldüğü kadarıyla bu işin talibi çok), önce sorunu anlamak zorunda.<br />
“Bu adamlar stada alınmasın” diyorlar&#8230; Tamam, alınmasın&#8230; Nerede seyredecekler maçı? Meyhanelerde, kahvelerde, barlarda&#8230; Ardından gelecekleri hemen söyleyeyim: “Bu adamlar meyhanelere, kahvelere, barlara alınmasın!”<br />
“Bu adamlar bu ülkeye alınmasın” deyin de </span><span class="detayhaber"><span style="&quot;Times New Roman&quot;;">futbol artık milyonlarca dolarlık bir endüstri ülkemizde.</span></span><span style="&quot;Times New Roman&quot;;"><br />
<span class="detayhaber">Ancak bu endüstri ve ona gönül veren milyonları yanlış yönlendiren, rakibine taş, çakmak, cep telefonu atmaya yönlendiren insanlar var.</span><br />
<span class="detayhaber">Küfürü veri kabul eden, anlayış gösteren bir anlayış var.</span><br />
<span class="detayhaber">Tribün terörüne kendine yakın kulüplere ayrı, karşı kulüplere ayrı ceza uygulayan bir yönetim anlayışı var.</span><br />
<span class="detayhaber">Oysa eğer şiddeti, terörü bu topraklardan kovmak, yok etmek istiyorsak, şiddet atmosferini ortadan kaldırmamız gerekir. </span><span class="detayhaber">Futbol kulübü yöneticileri, tribündeki şiddetin sonunda başka amaçlara yönlendirilebileceğini gözden uzak tutmamalı.</span></span><span style="black;"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/futbol-ve-siddet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mahalle Takımı&#8221;</title>
		<link>http://www.utopyam.com/mahalle-takimi/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/mahalle-takimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 04:24:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>chucky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[takım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=903</guid>
		<description><![CDATA[Futbolumuz 90&#8242;lı yıllardan sonra belirli gelişme içine girince ve özellikle 2000&#8242;li yıllardan G.Saray ve Milli Takımın başarılarından sonra, gerek kulüplerimizin Avrupa maçlarında, gerekse Milli Takımımızın maçlarında önümüze çıkan her takımı küçümser olduk. Ve genelde de her defasında tokadı yiyen olduk! Her kuradan sonra medyada &#8220;lokum gibi kura&#8221; başlıklarını görmeye alıştık. Sözde daha önceleri var olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Futbolumuz 90&#8242;lı yıllardan sonra belirli gelişme içine girince ve özellikle 2000&#8242;li yıllardan G.Saray ve Milli Takımın başarılarından sonra, gerek kulüplerimizin Avrupa maçlarında, gerekse Milli Takımımızın maçlarında önümüze çıkan her takımı küçümser olduk. Ve genelde de her defasında tokadı yiyen olduk! Her kuradan sonra medyada &#8220;lokum gibi kura&#8221; başlıklarını görmeye alıştık. Sözde daha önceleri var olan küçüklük kompleksimizden kurtulup, özgüvenimizi kazanmış olacağız. Maalesef millet olarak bir türlü ortayı bulamıyoruz ya yere batırırız ya da göklere çıkartırız.</p>
<p>Geçen akşam Fenerbahçe&#8217;nin Şampiyonlar Ligi kuralarını değerlerindiren bir spor programında, bir yorumcumuz (isim vermiyorum) Dinamo Kiev den &#8220;son 10 yıl adını duyuran takım” olarak bahsetti.  Yine çeşitli gazetelerin, internet sitelerinin bir kısmı Dinamo Kiev veya Porto&#8217;dan &#8220;<span class="highlight">mahalle</span> takımı&#8221; olarak bahsediyor.Maalesef bir &#8220;<span class="highlight">mahalle</span> takımı&#8221; dilimize yerleşti gitti. Bir çok şeyde olduğu gibi yer ve zamana vede ne ile kıyaslandığına göre &#8220;büyüklük&#8221; kavramı izafidir. <em>Malta da Sliema Wonderers</em> takımı &#8220;büyük&#8221; ama Avrupada adı hiç yok. Yurt dışında yaşayanlar veya uzun yıllar orada kalanlar bilir, bizim büyük dediklerimizin oralarda fazla kıymeti harbiyesi yoktur. Başarılarından dolayı doğal olarak bir tek Galatasaray’ı bilirler ve onun dışında örneğin bir Fenerbahçe&#8217;yi doğru dürüst bilmezler bile. Ancak son yıllardaki &#8220;sanzasyonel&#8221; transferlerinden ve başarıarından dolayı duymaya yeni başlamışlardır.</p>
<p>Ama yeri geldi mi ölçüsüz atarız ve önüne gelene &#8220;<span class="highlight">mahalle</span> takımı&#8221; yaftasını yapıştırırız. Dinamo Kiev’e &#8220;<span class="highlight">mahalle</span> takımı&#8221; diyenler acaba bu takımın geçmişini biraz da olsa biliyor mu. Bir defa Dinamo son 10 yılda adını duyurmuş bir takım hiç değil. Hatta son yıllarda Dinamo örneğin 1970li ve 1980 li yıllara kıyasla daha az başarılı denilebilir. &#8220;<span class="highlight">Mahalle</span> takımı&#8221; diyenler biliyorlar mı acaba Dinamo&#8217;nun 1975 yılı İsviçrede oynanan finalde Ferenzvaroş’u Onişçenko’nun 2 golü ile yenip de Kupa Galipleri Kupasını kazandığını. Dinamo Kiev 1920 li yıllarda (sanırım 1926) da kurulmuş olup, uzun yıllar Sovyet futbolun ve şimdi de Ukrayina futbolun lokomotifliğini yaptığını. Örneğin 1980 li yıllarda artık hayatta olmayan Valeri Lobanovski önderliğinde nerdeyse Sovyetler Milli takımının tamamını oluşturuyordu! Ve daha o zamanlar bazı futbol otoriteleri Dinamo’nun &#8220;21. yy futbolunu&#8221; oynadığını söylüyordu. Aynı şekilde Porto&#8217;ya da bu yakıştırmayı yapmamalıyız, ona fazla değinmiyorum çünkü yaptıklarını hemen hemen herkes biliyor (2003 Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu gibi).</p>
<p>Bunları bilmeyenler, veya işine gelenler her önüne gelen takıma &#8220;<span class="highlight">mahalle</span> takımı&#8221; demekte hiçbir sakınca görmüyor. Adama sorarlar madem <span class="highlight">mahalle</span> takımlarıydı sadece son 10 yılda neden Sigma Olomouc, MTK, Steaua, Real Betis, Real Saragoza, Trömsö, Famagusta gibi takımlara elendiniz?<br />
Dövüş sanatları olan Uzakdoğu sporları bile rakibe selam ve saygı ile başlarken, spor kültüründen yoksun ve sporda rakip kim olursa olsun saygıyı gerektiğini bilmeyen, yeterli bilgi donanımına sahip olmayan bir çok spor yazarı ve yorumcusu toplumumuzu &#8220;futbol cahilliğine&#8221; sürüklerken, bundan hiç ders almadıkları belli. Ta ki önlerine çıkan bir sonraki &#8220;<span class="highlight">mahalle</span> takımından&#8221; tokadı yiyene kadar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/mahalle-takimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci Evleri, &#8220;Üç Direk Arası&#8221;</title>
		<link>http://www.utopyam.com/ikinci-evleri-uc-direk-arasi/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/ikinci-evleri-uc-direk-arasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 04:21:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>chucky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[kaleci]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=904</guid>
		<description><![CDATA[Kaleciler bir ülkenin kralına benzer: mağrur ve gururlu. Çünkü kimsenin cesaret edemediği bir işle uğraşıp adeta ateşten gömlek giyiyorlar ve her maçta yerden yere vuruluyorlar. Bir kalecinin en nefret ettiği kelime ise &#8220;O golü nasıl yedin?&#8221; kelimesi olmuştur. Hadi bakalım bir hafta moraller sıfır.
Genelde sırtında taşıdığı &#8220;1&#8243; numara, sanki takımının yediği her golde &#8220;Bir numarali [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody">Kaleciler bir ülkenin kralına benzer: mağrur ve gururlu. Çünkü kimsenin cesaret edemediği bir işle uğraşıp adeta ateşten gömlek giyiyorlar ve her maçta yerden yere vuruluyorlar. Bir kalecinin en nefret ettiği kelime ise &#8220;O golü nasıl yedin?&#8221; kelimesi olmuştur. Hadi bakalım bir hafta moraller sıfır.</span></p>
<p>Genelde sırtında taşıdığı &#8220;1&#8243; numara, sanki takımının yediği her golde &#8220;Bir numarali suçlu&#8221; oluşunun kötü kaderi midir, bilinmez. Ancak gerçek şudur ki, ilk ödüllendirilen asla &#8220;O&#8221; olmaz ama, suçu olmasa dahi fatura nedense hep &#8220;ONA&#8221; kesilir. O daima yapayalnızdır. Hatta oyunu bile hep uzaktan izler.</p>
<p>Gol, futbolun meyvesi, coşkusu olduğu halde, Onun gol atma şansı pek yoktur. Yani bir bakıma, golcü mutluluk yaratırken &#8220;O&#8221; oyun bozucudur. Takım arkadaşları bir yada birkaç kez affedilmeyecek hata yapabilir.Ama güzel bir pas, zarif bir çalım, isabetli bir şut ve en önemlisi attığı bir golle kendilerini affettirebilirler. Ancak &#8220;Onun&#8221; böyle bir olanağı yoktur.</p>
<p>Kalesinde yapayalnız, karşısındaki celladıyla baş başa kalır.Tek bir hatasıyla maçı mahvedebilir, koca şampiyonluk kaybedilir! Seyirci tüm geçmis başarıilarını unutup &#8220;Onu&#8221; günah keçisi yapıverir!</p>
<p>Hakları en çok onların yense bile futbolun yıldızları onlardır, Beckhamlar, Zidanelar, Alexler ya da Hakan Şükürlerden çok! Bir yalnız adam, ne yapsa gözümüze giremediği, ilk fırsatta eleştirdiğimiz için; aslında hepsi birer panter ve kaplan…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/ikinci-evleri-uc-direk-arasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Futbolun Güzelliklerinden: Sunucular ve Yorumcular</title>
		<link>http://www.utopyam.com/futbolun-guzelliklerinden-sunucular-ve-yorumcular/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/futbolun-guzelliklerinden-sunucular-ve-yorumcular/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 04:17:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>chucky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>
		<category><![CDATA[spiker]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=905</guid>
		<description><![CDATA[Futbolu eğlenceli hale getiren etkenlerden birisi de kuşkusuz ki spikerler.
Ama şöyle bir baktığımızda maç yayınlarının yoğun olduğu kanallarda, özellikle Lig Tv&#8217;de, spiker sıkıntısının olduğunu görüyoruz.
Sporseverin beğendiği isimler genelde Ntv&#8217;de.
Ntv&#8217;de Ersin Düzen, Ercan Taner, Güntekin Onay, Murat Kosova, Ender Bilgin;
Lig Tv&#8217;de Öztürk Pekin, Melih Şendil, Melih Gümüşbıçak, Onur Şahin;
Star, Kanal D ve D Smart&#8217;ta Ertem Şener, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="postbody">Futbolu eğlenceli hale getiren etkenlerden birisi de kuşkusuz ki spikerler.<br />
Ama şöyle bir baktığımızda maç yayınlarının yoğun olduğu kanallarda, özellikle Lig Tv&#8217;de, spiker sıkıntısının olduğunu görüyoruz.<br />
Sporseverin beğendiği isimler genelde Ntv&#8217;de.</p>
<p>Ntv&#8217;de Ersin Düzen, Ercan Taner, Güntekin Onay, Murat Kosova, Ender Bilgin;<br />
Lig Tv&#8217;de Öztürk Pekin, Melih Şendil, Melih Gümüşbıçak, Onur Şahin;<br />
Star, Kanal D ve D Smart&#8217;ta Ertem Şener, İlker Yasin, Emre Tilev, Gökhan Telkenar, Sabri Ugan, Nebil Evren;<br />
Show TV&#8217;de Melih Gümüşbıçak, Orhan Şengürbüz (Televole seslendirmesi kendisine daha çok yakışıyor bence);<br />
TRT&#8217;de Yalçın Çetin, Levent Özçelik, Kerem Öncel, Erdoğan Arıkan, Tansu Polatkan, Hüseyin Başaran, Abidin Aydoğdu, Birol Reçber, Alper Bakırcıgil;<br />
TV 8&#8242;de Fikret Engin, Akın Göksu, Onur Yıldız;<br />
Kanal A&#8217;da Ümit Aktan, Murat Çimen;<br />
Atv&#8217;de ise organizasyonlara göre diğer kanallardan kiralanan spikerler maçları anlatıyor. Son örneklerini de Avrupa Şampiyonası&#8217;nda gördük.</p>
<p>Bunun dışında spikerlerin çoğunun yetersiz kaldığını ve Türkçe&#8217;yi de yanlış kullandığını düşünüyorum.<br />
Mesela 70. dakikası oynanan bir maçta &#8220;Geride 20 dakika kaldı&#8221; diyebiliyorlar.<br />
Ben mi yanlış düşünüyorum bilmiyorum ama maçın 70. dakikası oynanıyorsa geride 20 dakika değil, 70 dakika kalmıştır; yani geriye 20 dakika kalmıştır.</p>
<p>Öztürk Pekin&#8217;in artık klasikleşmiş Mehmet Topal&#8217;a Lincoln, Aurelio&#8217;ya Alex deme hadiselerini;<br />
Hüseyin Başaran&#8217;ın 6-1&#8242;lik Parma maçında altıncı golden sonra gelişen her atakta &#8220;7 mi, hahah yemedi&#8221; geyiklerini;<br />
Akın Göksu&#8217;nun Trabzonspor&#8217;un bir Avrupa maçında yardımcı hakemin sarı kırmızı bayrağını elinden düşürmesi sonucunda &#8220;Yapmayın! Seyircilerimiz sahaya Galatasaray bayrağı attı şimdi de!&#8221; saçmalıklarını (efsane Ümit Aktan&#8217;a değinmiyorum bile) anlatmaya gerek bile yoktur sanırım.<br />
Yine de Güntekin Onay, Murat Kosova, Ercan Taner, Okay Karacan gibi isimlerin hakkını da vermek gerekir.</p>
<p>Özellikle dayanılmyacaklar vardır ki, şöyle;</p>
<p>Abidin Aydoğdu : DÜnya kupası anlatırdı, yok böyle telaffuzlar.<br />
Tansu Polatkan : Spor stüdyosunun resmi sesidir.<br />
Fikret Engin: Çakma Ercan Taner<br />
Emre Tilev : Diyecek laf yok ya.<br />
Ertem Şener: Luzumsuz ayrıntıların adamı, Ronaldinho&#8217;nun amcaoğlu ne iş yapar hangi takımı tutar hep bu ayrıntılardadır. Maçı renklerdirdiğini zanneder ama 10. dakikada kumandanın &#8220;mute&#8221; tuşuna basmışımdır bile.<br />
İlker Yasin: Gerçek bir efsane. Rastgele sahadan isimler söylüyor, adamların ne tipi benziyor ne rengi, birşey anlatıyor ama ne anlattığını kendisi de bilmiyor. Çekilecek gibi değil. =D</p>
<p>Yorumcu konusu da ilginç bir hal almaya başladı bu sezon.<br />
Lig TV yeni sezona yeni isimlerle başladı.<br />
Mustafa Denizli kuşkusuz ilk maçında sınıfta kaldı. İlker Yağcıoğlu&#8217;nun da pek başarılı olduğu söylenemez, futbolun içinden daha yeni kopmuş aklı başında bir Ergün Penbe&#8217;yi görmekteyiz.<br />
Diğer kanallarda, genellikle Avrupa maçlarında yine İlker Yasin ve Ömer Üründül gibi isimleri yorumcu olarak izleyeceğiz gibi görünüyor. özellikle Ömer Abi&#8217;nin &#8220;Mançester&#8221; ve &#8220;Liverpul&#8221;larına hayranım. =D</p>
<p>Yeni bir sezon başladı ve TV kanalları da yorumcularıyla, spikerleriyle yeni bir sezona girdi.<br />
Bakalım spikerlerin ve yorumcularımızın yeni sezonu nasıl geçecek ?</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/futbolun-guzelliklerinden-sunucular-ve-yorumcular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Human Race</title>
		<link>http://www.utopyam.com/human-race/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/human-race/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 18:41:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sempatizan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[human]]></category>
		<category><![CDATA[race]]></category>
		<category><![CDATA[yarış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=901</guid>
		<description><![CDATA[Nike&#8217;ın düzenlediği bu organizasyonu duymayanınız yoktur, televizyonda reklamları döndü zira yaz başından beri. İşte bu organizasyon 31.08.2008 tarihiyle, dün gerçekleşti. Ben de oradaydım. Olayın içeriğinden bahsetmek istiyorum öncelikle.
Human Race, aynı anda dünyanın 25 şehrinde düzenlenen bir koşu yarışıydı. &#8220;İnsanlık için koş&#8221; sloganını benimsemişti, yarışın İstanbul ayağı için Boğaziçi Köprüsü&#8217;nden ayaklarınızın üzerinde geçecek olmanız oldukça cezbedici [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nike&#8217;ın düzenlediği bu organizasyonu duymayanınız yoktur, televizyonda reklamları döndü zira yaz başından beri. İşte bu organizasyon 31.08.2008 tarihiyle, dün gerçekleşti. Ben de oradaydım. Olayın içeriğinden bahsetmek istiyorum öncelikle.</p>
<p>Human Race, aynı anda dünyanın 25 şehrinde düzenlenen bir koşu yarışıydı. &#8220;İnsanlık için koş&#8221; sloganını benimsemişti, yarışın İstanbul ayağı için Boğaziçi Köprüsü&#8217;nden ayaklarınızın üzerinde geçecek olmanız oldukça cezbedici bir özellikti. Ne yalan söyleyeyim, arkadaşlarım ve beni de bu özellik cezbetti. Boğaziçi Köprüsünden birkaç yüz metre önce başlayıp, Turkcell Kuruçeşme Arena&#8217;da Kenan Doğulu Konseriyle bitecekti organizasyon. 10 kilometrelik bir koşu alanı söz konusuydu yani. Katılırken 10 YTL ödedik, bunun 1 YTL&#8217;si önkayıt sırasında seçtiğimiz uluslararası bir yardım kuruluşuna, geri kalan 9 YTL de Türkiye Atletizm Federasyonu&#8217;na gidecekti. T-Shirtlerimizi aldık ve 31.08.2008 gününü bekledik&#8230; Koşu günü geldi çattı.</p>
<p>Birçok merkezi ilçeden koşu alanına servisler vardı, ulaşım kolaydı yani. Taksim&#8217;den otobüsle olan yolculuğumuz bitince, vapurla karşıya geçtik. Sonra koşu alanına kadar yürüdük yaklaşık yarım saat. Ayaklarımızı açtık. Koşuya bir buçuk saat kala, koşu yerindeydik. Çimenliklerde oturduk, adını hatırlayamadığım bir ritim grubunu dinledik. Koşu vakti geldi, yavaş yavaş yürüdük belli bir yere kadar. Ardından dev ekranlarda önümüzdeki kişilerin koşuya başladığını gördük ve start aldık. Boşluk alana çıkınca bir özgürlük duygusu kapladı içimizi, yavaş yavaş koşacağız başta sözümüzü tutamadık. Köprüye geldiğimizde yeri geldi koştuk, yeri geldi fotoğraf çektirdik herkes gibi. Manzaranın tadını çıkardık daha çok, yürüdük aslında. Yarışın genelinde de yürüdü zaten birçok kişi. Arada gaza gelip hızlandık tabii ama tıkanma sorunuyla karşı karşıya kaldık. Yürüdük, koştuk. 2500 metre aralıkla su tezgahları kurulmuştu. Ancak buralarda görevlilerin düşüncesizliği ya da fazla düşünceliliği yüzünden birçok su israf edildi. Nedense bizim su kapaklarını açamayacak kadar yorgun olduğumuzu düşünen görevliler bu işi bizim yerimize yapmışlardı. Kapağı açık sularla koşmak da biraz zor tabii. Su tezgahlarının bulunduğu kısımların yerleri tamamen ıslaktı.</p>
<p>Beşiktaş&#8217;a kadar geldik, burada izlemeye gelen bir kalabalık vardı. Laf atıp kendilerince eğlenen ahmaklar da, bizleri alkışlayıp içimizi bir hoş eden orta yaşlı Asya&#8217;lı hanımlar da. Depar alanına yaklaşırken karşı tarafa geçebileceğimiz ve koşudan yaklaşık bir kilometre çalabileceğiniz bir boşluk vardı. Kimileri buradan geçti ya, arkadaşım ve ben (grubumuzda bulunan diğer üç kişi ortadan kaybolmuştu) 10 kilometreyi tamamen koşmaya/yürümeye kararlıydık. Kilometreler geçti, koşu alanları trafiğe açılmaya başlandı. Bazıları yarışı tamamlamayıp, konser alanına götüren otobüslere bindi. Giderek gücümüz tükendi, yürürken gaza gelip koşmalarımızın süreleri giderek azaldı. Son 1 kilometre kala, tamamen bitik haldeydik. Yeni aldığım ayakkabılar da vuruyordu. Son 600, 400 metre derken &#8220;finish&#8221; çizgisini gördük ve yarışı bitirdik. Bileklik tarzında bir madalya verdiler, ileride de bitiş T-Shirtleri dağıtıyorlardı. Koştuk gittik aldık, konser alanına yürüdük sonra. Her ne kadar Kenan Doğulu tarzım olmasa da güzel bir performans sergilediğini inkâr edemeyeceğim. Biraz konser alanında durduktan sonra bizleri evimize götürecek olan servislerin yolunu tuttuk.</p>
<p>Genel olarak Human Race&#8217;in başarılı bir organizasyon olduğunu söleyebilirim. Sık sık tekrar edildiği gibi, ileride ben de oradayım diyeceğimiz kesin. Koşu sırasında yorgunluktan ölürken hiç mi hiç katılamadığım bir afiş geliyor aklıma şimdi: &#8220;Yorgunluk geçicidir, gurur kalıcı.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/human-race/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beşiktaş&#8217;ta Değişen Nedir?</title>
		<link>http://www.utopyam.com/besiktasta-degisen-nedir/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/besiktasta-degisen-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 19:35:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ütopyam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşeyazıları ve Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Başlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[bjk]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=855</guid>
		<description><![CDATA[
Beşiktaş’ta değişen nedir?
Geçen sezon sene başında yaşananları anımsadığımızda Beşiktaş’ın 2007–2008 lig dönemine son derece başarılı bir başlangıç yaptığını söyleyebiliriz. Hele İnönü Stadı’nda kaybedilen Sivasspor maçı ve Beşiktaş yandaşlarının Runje ile ilişkileri üst üste konulursa, bu sezon için “gönül ferahlatıcı” bir başlangıç denilebilir. Gerçi arada Süper Kupa’nın kaybedilmesi var, ama bu kupanın hazırlık döneminde oynanan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/besiktas_walper1.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/besiktas_walper1.jpg" alt="" width="160" height="120" class="alignnone size-medium wp-image-856" /></a><br />
Beşiktaş’ta değişen nedir?</p>
<p>Geçen sezon sene başında yaşananları anımsadığımızda Beşiktaş’ın 2007–2008 lig dönemine son derece başarılı bir başlangıç yaptığını söyleyebiliriz. Hele İnönü Stadı’nda kaybedilen Sivasspor maçı ve Beşiktaş yandaşlarının Runje ile ilişkileri üst üste konulursa, bu sezon için “gönül ferahlatıcı” bir başlangıç denilebilir. Gerçi arada Süper Kupa’nın kaybedilmesi var, ama bu kupanın hazırlık döneminde oynanan bir maç olma niteliği takımda herhangi bir olumsuzluk yaratmıyor. Süper kupayı kazanıp Şampiyonlar Ligi’nin dışında kalmak daha büyük hasar yaratır. Ligde ikide iki yapıp Şampiyonlar Ligi’nin kapısına dayanmış bir Beşiktaş için eleştirel düşünceyle hareket etmek hakça olmaz. Şimdilik Çarşı’nın Sinan Engin’e karşı olması dışında bir aksilik görünmüyor Beşiktaş semalarında. Aslında bu olumsuzluk bile takımın alacağı sonuçlara bağlı. Ertuğrul Sağlam’ın yapılandırmaya çalıştığı binanın direnci zaman içinde herkesi üzerinde taşıyabilir. Buna Engin de dâhildir. Sezon başında yapılan maçların toplamına bakıldığında takımın taşıyıcıları “sağlam” duruyor. Bu sağlamlık elbette ki bilimsel temele dayanıyor. Ağustos ayında bu denli üst düzey müsabakalar oynamak ve bunlardan istenilen skorları elde etmek kolay değil.<br />
Bilimsellikten söz etmemin nedeni şudur: Beşiktaş 18 günde 6 maç oynamış. Türk futbolcularının mantalitesinde ve alışkanlıklarında böyle bir dönmede sağlam durmak yoktur. Çoğunlukla yorgunluk gerekçesine sığınırlar. Ama aslında futbolcular 48 saat sonra yeni bir karşılaşmaya hazır olur. Sağlam bunların farkında. Nereden mi biliyorum?<br />
Sevgili Hocam Prof. Dr. Sedat Muratlı, çalışma arkadaşları ve öğrencileri Gülşah Şahin ve Osman Kalyoncu ile bir kitap yazdı. Benimde başucumda duran 664 sayfalık dev kitabın adı “Antrenman ve Müsabaka”. Bildiğim kadarıyla Süper Lig’de görev yapan hocaların içinde sadece Ertuğrul Sağlam bu kitaptan edinmiş, okumuş ve anlamadığı yerleri de kitabın yazarlarına sorarak aydınlanmış. Onun içindir ki Beşiktaş iyi antrenman yapıyor, ağustos sıcağında çok koşuyor, mücadele ediyor ve kazanıyor. Yetenekleri ne olursa olsun kaliteli antrenman futbolcuların en büyük güvencesidir. İbrahim Akın uzun deparlar atar sonunda ayakları dolaşıp düşerdi. Şimdi bu tür olumsuzlukları yaşamıyor. Serdar Kurtuluş’un sağ kulvarda yaptığı olağanüstü koşular ve kaliteli ortalarda bu “sağlam” antrenmanların bir sonucu olsa gerek.</p>
<p>Yazarın Notu:</p>
<p>Türkiye’de olması gereken futbol ve oyuncu disiplini konusunda örnek olarak verilebilecek olan Ertuğrul Sağlam hakkındaki yazı oldukça gerçekçi. Zaten Sağlam da FIFA tarafından gelecek vaat eden 20 teknik direktörden birisi.</p>
<p><strong>Emre Ömer Zehir</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/besiktasta-degisen-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
