<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ütopyam.Com &#187; Deneme</title>
	<atom:link href="http://www.utopyam.com/kategori/sizden-gelenler/deneme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.utopyam.com</link>
	<description>Gençlik ve Genel Kültür Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jun 2010 21:51:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Nice Yıllara Ütopyam (:</title>
		<link>http://www.utopyam.com/nice-yillara-utopyam/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/nice-yillara-utopyam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2009 22:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>OkYaNuS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1127</guid>
		<description><![CDATA[
Yıllar önce, Sihir Başlasın yönetimi olarak ortaya atılan bir fikir ile başlamıştı herşey.. Her açıdan özgün, yazmaya gönül vermiş herkese kapılarını açacak öyle bir gençlik platformu olmalıydı ki bu proje, genel-kültür siteleri arasında öne çıkabilmeliydi. Adına &#8220;Ütopyam&#8221; dendi, ve çığ gibi büyüyen bir ailenin ismi haline geldi. Uzun süre devam eden çalışmalar, yaşanan türlü aksilikler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/08/happybirthdaycake.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/08/happybirthdaycake-225x300.jpg" alt="" title="happybirthdaycake" width="225" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-1128" /></a></p>
<p>Yıllar önce, Sihir Başlasın yönetimi olarak ortaya atılan bir fikir ile başlamıştı herşey.. Her açıdan özgün, yazmaya gönül vermiş herkese kapılarını açacak öyle bir gençlik platformu olmalıydı ki bu proje, genel-kültür siteleri arasında öne çıkabilmeliydi. Adına &#8220;Ütopyam&#8221; dendi, ve çığ gibi büyüyen bir ailenin ismi haline geldi. Uzun süre devam eden çalışmalar, yaşanan türlü aksilikler neticesinde, giderek azalan umutlarla ve belki de pek çok kişinin umudunu kestiği noktada açtı Ütopyam sitesi kapılarını ziyaretçilere, bundan tam 1 yıl önce.. Forumumuzsa tam 5 yılını doldurmuş oluyor bugün itibariyle, bu koskoca aile pek çok kişiye veda etmiş olsa da bir o kadarını da bünyesine katmayı bilmiş ve 5 yıldır yaşanan herşeyle birlikte derin bir tarihi bu sayfalara kazımıştır. </p>
<p>Sitemizin 1., forumumuzun 5. yıl dönümünü sizlerle birlikte kutlamaktan mutluluk duyar, daha nice mutlu yıllarda birlikte olmayı dileriz!=) </p>
<p>Bu yılki süprizimiz 5 yılı sığdırdığımız 50 soruluk bir test! Bol bol nostalji yapacağınız sorularla bir o kadar da eğleneceğinizi umuyoruz=) Tabi ki 5 gün süreyle açık kalacak olan bu testte en fazla doğru cevabı verecek olan kişiye bir hediye göndereceğimizi de belirtmek isteriz.. </p>
<p>Her zaman dediğimiz gibi, hep birlikte ve daima ileriye!</p>
<p>Soruları görmek için <a href="http://www.utopyam.com/forum/viewtopic.php?t=13090">tıklayın</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/nice-yillara-utopyam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefesini bırak aleve</title>
		<link>http://www.utopyam.com/nefesini-birak-aleve/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/nefesini-birak-aleve/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2008 16:43:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[alev]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=994</guid>
		<description><![CDATA[Acı ve nefret bedenimi sarmışken şuan dizelerimde acı yok kafamda yüksek değil… Gelinen aşamalarda tam bir değişim ya da olgunlaşma dersek yalan olmaz. Gelinen mesafede kat edilen yolun ve yolun bıraktığı izlerin bu olgunlaşma devresinde katkısı göz ardı edilemez. Olgunlaşma derken fiziksel olgunlaşma sadece zamanın kanıtıdır. Ellerimi uzun zaman önce açmıştım Tanrıya, Nirvanada pek yakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/11/nefesinibarakaleve.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/11/nefesinibarakaleve-205x300.jpg" alt="" title="nefesinibarakaleve" width="205" height="300" class="alignright size-medium wp-image-995" /></a>Acı ve nefret bedenimi sarmışken şuan dizelerimde acı yok kafamda yüksek değil… Gelinen aşamalarda tam bir değişim ya da olgunlaşma dersek yalan olmaz. Gelinen mesafede kat edilen yolun ve yolun bıraktığı izlerin bu olgunlaşma devresinde katkısı göz ardı edilemez. Olgunlaşma derken fiziksel olgunlaşma sadece zamanın kanıtıdır. Ellerimi uzun zaman önce açmıştım Tanrıya, Nirvanada pek yakın sayılmaz artık bana Buda’nın öğrettiklerini benimsedim ama fiili olarak yapmadım. Sanırım eksik olan inanç damarlarımda ki asil olduğu söylenen kanda mevcudiyetini yitirmiş durumda. Artık önümde sadece yollar var.<br />
  	Yollar ise inanç törpülemek için kat edilmesi gereken mesafe. İnanmak neye inanmak?<br />
  Yollar ve arta kalanlar…<br />
… uzak bir yer giderek yakınlaşıyor.<br />
… Yakın bir yer giderek uzaklaşıyor.<br />
 Sözcükler ve masallarla inşa ettiğim diyar giderek yıkılıyor yıkıntılar arasından bir ses bir nefes giderek soğuklaşıyor.<br />
 Belki ölüm<br />
…belki yolların getirdikleri/ götürdükleri.<br />
 Özlem katıyor içine<br />
…özlem tükeniyor<br />
…özlem özlenmeyi özlüyor.<br />
Uzat elini özlem biriktirdim ceplerimde uzat ellerini uzun yollarda yalnızlık biriktirdim ceplerimde. Kapat gözlerini uzun zaman önce başlamış bir resme birkaç fırça darbesi de sen vur. Veya bırak benim bıraktığım gibi geceye özle özlemlerini tüket. Tüketmek için gerekli zaman var mı? Senden bana kalan zamanda…<br />
 	<strong>Başlamak bitirmenin yarısıdır.</strong> Aslında biz başlarken bazı şeylere bitirmek için gerekli olan oranın yarsını tamamlamıştık. Bir nefes çekmiştik içimize ve o nefes tükendiği zaman biten ve giden şeyler oldu. Kimin gittiği ne kadar önemliydi. Ben o büyük resmi ateşe verdim <strong>nefesini bırak aleve.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/nefesini-birak-aleve/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zavallı</title>
		<link>http://www.utopyam.com/zavalli/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/zavalli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2008 19:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Ali]]></category>
		<category><![CDATA[zavallı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=989</guid>
		<description><![CDATA[‘’Kelimelerin bittiği anda başlayacak çok şey var ama ifade etmek kelimelere düşmüyor&#8230;’’
&#8220;Zavallı küçük dilsiz çocuk, tanık
Sandalyesinde tek başınaydı.&#8221;
Gözleri hiç olmadığı kadar uzağa bakıyordu. Geçen akşam Ali&#8217;nin söyledikleri kulaklarında çınlıyordu…
‘’Gökyüzü, milyarlarca yıl öncesine ait bir resim gibi. Sanki yukarıda eski bir film
Gösteriyorlar. Yıldızların çoğu&#8230;
&#8230;yok, olup gittiler. Biz, şuan tekrarları izliyoruz.
Gözlerini kapat.
…her sözcük, bir resmin parçasıdır.
…her cümle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/10/yazar.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/10/yazar-300x300.jpg" alt="" title="yazar" width="300" height="300" class="alignright size-medium wp-image-990" /></a><strong>‘’Kelimelerin bittiği anda başlayacak çok şey var ama ifade etmek kelimelere düşmüyor&#8230;’’<br />
&#8220;Zavallı küçük dilsiz çocuk, tanık<br />
Sandalyesinde tek başınaydı.&#8221;</strong><br />
Gözleri hiç olmadığı kadar uzağa bakıyordu. Geçen akşam Ali&#8217;nin söyledikleri kulaklarında çınlıyordu…<br />
<strong>‘’Gökyüzü, milyarlarca yıl öncesine ait bir resim gibi. Sanki yukarıda eski bir film<br />
Gösteriyorlar. Yıldızların çoğu&#8230;<br />
&#8230;yok, olup gittiler. Biz, şuan tekrarları izliyoruz.<br />
Gözlerini kapat.<br />
…her sözcük, bir resmin parçasıdır.<br />
…her cümle bir resimdir<br />
…yapman gereken tek şey,<br />
Hayal gücünün onları&#8230; Birleştirmesine izin vermendir. Eğer hayal gücün varsa, yap.’’</strong><br />
Düşmüş bir sesle;<br />
<strong>‘’…hayal gücüm yok<br />
…duygusuz, ruhsuz yaptılar beni’’</strong><br />
Bir an için gözlerini kapattı orada olmak istedi o kadar yakın ve o kadar uzak olmak… Ali ellerini uzattı ceplerinde kırışmış buruşmuş hayal gücünden avuçlarının içine bıraktı.<br />
Yine o an gözlerini açtı<br />
<strong>‘’Zavallı küçük dilsiz çocuk, tanık<br />
Sandalyesinde tek başınaydı.”</strong><br />
Hayal gücü…<br />
Ceplerini yokladı sigaradan sararmış olan gökyüzüne baktı sanırım yıldızlar gerçekten yok olmuştu. Sanırım o zaman bu zaman milyarlarca yıl geçmişti. Geçmiş olmalıydı geçmeliydi. Geçmiş olma gerçeği bir ürperti verdi… Önce tırnaklarını yedi daha sonra ayaklarını titretmeye başladı.<br />
Şaşalı kelimeler, şaşalı kelime öbekleri, yitirilmiş hayal gücünden birazcık kırıntı. Dilsiz küçük çocuk tanık sandalyesinde hayal gücünün yasını tutuyor.<br />
Son nefesini veren bir canlı gibi ağzından bir kelime yere doğru düşmüştü…<br />
<strong>‘’O kız…’’<br />
‘’Hangi kız?’’<br />
‘’O kız…’’<br />
‘’Zavallı çocuk dilini elinde taşıyordu. Sesi bir kalem oksijeni beyaz bir kâğıttı. Ağladı zaman bir uğultu gibi işte o zavallı küçük dilsiz kız’’<br />
‘’Her zaman ki neşesinden uzakta farklı bir cümlenin içerisinde uzak bir yola gidiyordu. Büyük harfle buruşuk bir yazıyla buruşuk bir kâğıda ‘’Elveda’’ yazmıştı… O kız artık uzakta…’’</strong><br />
Derin bir sessizlik gelmişti. Sararmış dört duvar arasına. Sessizliği boğucu bunaltısı kısa bir süre sonra herkesi sarmıştı.  Aklını toplamaya odaklanmaya çalışıyordu.<br />
Gözleri hiç olmadığı kadar büyük açılmıştı.<br />
<strong>‘’Öldü, ölmemesi gereken birisi oldu, bana anlattığı masal böyle bitmiyordu. Büyük kral geliyor bütün insanları kurtarıp uzaktaki yıldızlardan bir tanesine götürüyordu, büyük canavardan kaçırıp, ve hiç solmayacak her daim diri ve dik kalacak bir yaşam pınarına gidiyorlardı… Dünyadan uzağa insanlığa doğru yol olan bir krallığın önderliğinde bir ütopya vardı’’ </strong><br />
Belki de oradaydı uzaktan milyarlarca yıl önce yansıyan kendisini izliyordu.<br />
… bekli de değildi.<br />
Ali zihnin içine girmiş gibi konuşmaya başladı. Susmak bilmiyordu.<br />
<strong>‘’Ölmedi, bir insan bir zamanlar ne kadar büyükse…<br />
… o kadar büyük kalır’’</strong><br />
O da büyüktü…<br />
O zavallı değildi… Kelimeler onu anlatamayacak kadar aciz insanlar onu anlamayacak kadar zavallıydı. Yıldızlar ülkesinde gözlerini kapatarak yaşamak. Bir resmin bütün parçalarını tek bir…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/zavalli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Şehir Hikayesi</title>
		<link>http://www.utopyam.com/bir-sehir-oykusu/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/bir-sehir-oykusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2008 20:32:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayca</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=986</guid>
		<description><![CDATA[
Gecenin ilerleyen saatlerinde, evimin güvenli balkonunda pek de güvenli olmayan şehri dinliyorum. Gözlerim gökte… Uzaktan gelen şehrin derin ama uğultulu çığlığı ağustos böceğinin sesini bastıramıyor. Köpek havlamaları geliyor bir yerlerden ama huzurumu kaçıramıyor. Gökyüzüne bakıyorum; bu şehirde hava hiç kararmıyor. Her gece alacakaranlığı yaşıyoruz… Küçük bir kasabada şu sokak lambaları sönse kaybolacağımız bir saatte bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/10/ist.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/10/ist.jpg" alt="" title="ist" width="221" height="166" class="alignright size-medium wp-image-987" /></a>
<p class="MsoNormal" style="35.4pt;"><span style="Calibri;">Gecenin ilerleyen saatlerinde, evimin güvenli balkonunda pek de güvenli olmayan şehri dinliyorum. Gözlerim gökte… Uzaktan gelen şehrin derin ama uğultulu çığlığı ağustos böceğinin sesini bastıramıyor. Köpek havlamaları geliyor bir yerlerden ama huzurumu kaçıramıyor. Gökyüzüne bakıyorum; bu şehirde hava hiç kararmıyor. Her gece alacakaranlığı yaşıyoruz… Küçük bir kasabada şu sokak lambaları sönse kaybolacağımız bir saatte bile gökyüzünün kızıl ışığı dinmiyor. Kulağıma insan sesleri geliyor; bu şehir hiç susmuyor. Bazen bir araba sesi, bazen bir uçak uğultusu, bazen kavga eden kediler bazen de işini bitirip eve dönen bir babanın eve dönüş sesi yarıyor gecenin sessizliğini. Sessizliği bile gürültülü bu şehrin. Bu şehirde hayat hiç durmuyor. Sokak çocukları bu saatte uyumuyor, taksiciler evine gidemiyor, İstiklal’de insanlar yürüyor, gece bekçileri ve polisler görev başında… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="35.4pt;"><span style="Calibri;">Şehri dinlerken saatin farkına varmıyorum. Gözümü kapatıp dinlediğimde şehrin hareketleri yavaş yavaş birbirine karışmaya başlıyor. Gün ışıkları alacakaranlığı yararken yavaş yavaş erken kalkan insanlar çıkıyor meydana. Onların adım seslerini otobüs, araba sesleri bastırıyor. Şehir yavaş yavaş uyanıyor. Vapur sesleri sahilden içlere doğru vururken tramvay çanları şehrin sesine karışıyor. Açılan kepenk sesleri, selamlaşan insan sesleri, bebek ağlamaları, vapuru takip eden martıların çığlıkları birbirini bastırmaya çalışırken birbirinde kayboluyor. Şehrin geceki hali gündüze döndükçe kayboluyor. Geceki alacakaranlık ve uğultulu sessizlik şehri terk edip, yerini kah bulutlu kah güneşli kah yağmurlu havasına ve karmaşaya bırakıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="35.4pt;"><span style="Calibri;">Dışarı çıkıp hayata karışıyorum. Geceki sakin hareketlilik yerini telaşa bırakıyor. İnsanlar bir yerlere yetişme çabasında koşuştururken trafikteki yolcular sıkılmaya başlıyor. Okullara giden öğrenciler koşturmacanın içinde dikkat çekiyor. Karmaşa gittikçe artıyor. Şehrin hiçbir karesinde sakinlikten eser kalmıyor. İnsanlar işlerine ve okullarına vardıktan sonra normal bir şehir hareketliliğine dönen şehir akşam dönüş saatinde yine aynı karmaşaya kavuşuyor. Bu kez evlerine bir an önce varmak ve dinlenmek isteyen insanlar daha fazla yorularak aşıyorlar trafik ve kalabalık engellerini. Ve havanın kararmasıyla yavaş yavaş temposunu düşüren şehir yine gecenin alacakaranlığına bırakıyor kendini.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/bir-sehir-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlık Durumlar Silsilesi</title>
		<link>http://www.utopyam.com/anlik-durumlar-silsilesi/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/anlik-durumlar-silsilesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 12:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yıldırım</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[anlık durumlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=951</guid>
		<description><![CDATA[Kelimelerin anlamı olduğu zamanlardan gelen bir bir silsile.
Anlam yüklü kelimeleri bir kenara bırakalı çok oldu. Artık beyaz bir kağıt yerine Bill amca tarafından icad edilmiş, silmesi kolay yazması bir o kadar zor olan camdan bir ekran arkasında duran beyaz zemine bakıyorum. Eskiden bu iş daha delikanlı oluyordu. Gözyaşın kağıda damlar olaya drama katmak için Edison&#8217;un [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/images1.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/images1.jpg" alt="" title="images1" width="127" height="84" class="alignright size-medium wp-image-954" /></a>Kelimelerin anlamı olduğu zamanlardan gelen bir bir silsile.</p>
<p>Anlam yüklü kelimeleri bir kenara bırakalı çok oldu. Artık beyaz bir kağıt yerine Bill amca tarafından icad edilmiş, silmesi kolay yazması bir o kadar zor olan camdan bir ekran arkasında duran beyaz zemine bakıyorum. Eskiden bu iş daha delikanlı oluyordu. Gözyaşın kağıda damlar olaya drama katmak için Edison&#8217;un ampulünden vazgeçersin bir adet mumu yakarsın. Mumu kimin icad ettiği meçhul aynı hüzünü kimin var ettiği gibi.</p>
<p>İşte hayatın verdiği anlık durumlardan bir tanesi. Melenkolik bir ruh hali ev boş oda boş ağlamak için milyon kadar neden varken bunları başkalarına anlatmak. Ahhhh görün ne kadar derin duygularım var ben aslında bir<strong> yazar</strong>ım en büyük eserim şuan yazdığım değil. En büyük eserim faili meçhul bir cinayet oldu.</p>
<p>O cinayetten sonra olabildiğince kelimelerden uzak durmaya çalışıyorum, ama son bir atışım var. Çekmecemde bir beyaz kağıt gerçi sararmıştır artık, mürekkebini kağıda kusmak için bekleyen hali hazırda bir dolma kalem. Tam bir nostaji olacak benim için. Özlemlerimi özlediklerimi dile getircem. Anlayanların kulaklarında ziyan ve zarar verececek. Evet bu bir bağ bozumu evet bu bir kin güdümü bu en saf halim olmayabilir. Bu durum en acınası durumum değil.</p>
<p>Aslında beyazı severim nerede ve ne şekilde kullanıldığı önemli değil. Bir kağıt rengi, bir gelinlik rengi, bir kefen rengi, kan bulaşmadan önce beyaz olan kırmızı gömleğin rengi.</p>
<p>Kefene ihtiyaç duyulan durumlar insanların üzüldüğü Şeytanın duvara bir çizik attığı Tanrının sopası hazırladığı meleklerin emekli olduğu durumlardır. Kefeni sevmem hem moda insanın üstüne yakışına giymesi değilmidir, ben öldüğüm zaman bu yaz deniz için aldığım Quieksilver şortumu giymek istiyorum. Evet bunu vasiyetime yazmam lazım. Denize kısmet olmadı, toprağa kısmet oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/anlik-durumlar-silsilesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 yılın ardından.. Ütopyam..</title>
		<link>http://www.utopyam.com/3-yilin-ardindan-utopyam/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/3-yilin-ardindan-utopyam/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 20:37:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>OkYaNuS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Ütopyam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=886</guid>
		<description><![CDATA[3 yılı aşkın bir süre önce attık Ütopyam’ın temellerini.. O zamandan beri çok sular aktı bu köprünün altından, pek çok kişi geldi geçti, pek çok fırtınalar geçirildi.. Her geçen gün açılmasına dair umutlarımız biraz daha azalsa da tüm olumsuzluklara rağmen elimizden geleni ardımıza koymadık.  Şimdiyse bunca zamandır artan beklentileriniz ışığında 3 yıllık emeklerimizi sizlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/look_up_for_utopia_by_tefeari-copy1.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/look_up_for_utopia_by_tefeari-copy1-150x150.jpg" alt="" title="look_up_for_utopia_by_tefeari-copy1" width="150" height="150" class="alignright size-thumbnail wp-image-887" /></a>3 yılı aşkın bir süre önce attık <strong>Ütopyam</strong>’ın temellerini.. O zamandan beri çok sular aktı bu köprünün altından, pek çok kişi geldi geçti, pek çok fırtınalar geçirildi.. Her geçen gün açılmasına dair umutlarımız biraz daha azalsa da tüm olumsuzluklara rağmen elimizden geleni ardımıza koymadık.  Şimdiyse bunca zamandır artan beklentileriniz ışığında 3 yıllık emeklerimizi sizlerin hizmetine sunmanın vakti geldi. Bugüne kadar yazılarıyla destek olmuş herkese, daha önceki çalışmalarımızda siteyi pek çok kez sıfırdan kurmuş olan emekli yöneticimiz <em><strong>S.Ak</strong></em> ve yöneticimiz <em><strong>Arctic</strong></em>’e tüm emeklerinden dolayı teşekkürü bir borç bilirim. Sitemizin şimdiki halinin yapımını üstlenen <strong>KuNTiZ</strong>’e de yoğun çalışmalarından ve yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum.</p>
<p>Sitemiz sizin de görebildiğiniz üzere ‘<em>wordpress</em>’ altyapısına sahiptir. Bu noktada bu tercihte bulunmamızın sebebi wordpress’in, sitemizde mevcut bulunan üyelik sistemi sayesinde herkesin  yazı ekleyebilmesini sağlayacak kullanım kolaylığını sunmasıdır. İnternet üzerinde yaklaşık 6000 adet Türkçe içerikli blog bulunmaktadır ve <strong>Ütopyam</strong> sıradan bir blog olmaktan çok öte, hemen hemen her konuda özgün fikirler sunan, gençlik ve genel kültür paylaşım platformu olan kolektif bir blogdur. </p>
<p>İsteyen herkes siteye de foruma olduğu gibi üye olup herhangi bir konu hakkında özgün eserlerini Ütopyam ziyaretçileri ile paylaşabilir. Eğer sitemizin kalıcı yazarlarından olmak isterseniz de hepinizin aşina olduğu kullanıcı grubumuz Yazarlar Loncası’na başvurmanız gerekmektedir. Ancak sitemize eklenen her eserin özgün olduğu ve ağırlıklı olarak yazarının duygu ve düşüncelerine yer verdiği gerçeğini hatırlatmak isterim. </p>
<p>Forumda bunca zamandır sürdürdüğümüz bu sevgi ve aile ortamının meyvelerini <strong>Ütopyam</strong> sitesinde toplayacağımızdan eminim. Dilerim hep birlikte çok daha büyük başarılara imza atarak ailemize yeni fertler de eklemeyi başarırız. Artık bizler için ütopyaların gerçeğe dönüşme noktası olan <strong>Ütopyam</strong>’da, her zaman dediğimiz gibi, <em><strong> “hep birlikte ve daima ileriye!”=)</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/3-yilin-ardindan-utopyam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cevap&#8217;SIZ Arama; Hiçliğe Geçiş</title>
		<link>http://www.utopyam.com/cevapsiz-arama-hiclige%c2%a0gecis/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/cevapsiz-arama-hiclige%c2%a0gecis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 17:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ütopyam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[arayış]]></category>
		<category><![CDATA[eflatun]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[hiçsizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Cevap&#8217;SIZ Arama; Hiçliğe Geçiş

Herbirimiz doğduğumuz anda, herşeyden farklı,herşeyden daha mükemmel,daha yetkin ve en önemlisi daha kimsecikler tarafından önümüze seçenekler dayatılmamış,elegeçirilmemiş,özgür kılınmış olarak dünyaya gözlerimizi açarız.Herşeyi büyük bir açlık ve gittikçe azalarak giden bir algılama ve tanımlama serüveniyle yola baş koyarız.Bu noktadan itibaren ne yazık ki ,çoğumuz doğduğumuz andaki özgürlüğümüzü ve farklılığımızı kaybederek, birbirimizin  salt  kopyaları olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cevap&#8217;SIZ Arama; Hiçliğe Geçiş</strong></p>
<p><img src="http://img253.imageshack.us/img253/8716/ssssvg8.jpg" alt="." /></p>
<p>Herbirimiz doğduğumuz anda, herşeyden farklı,herşeyden daha mükemmel,daha yetkin ve en önemlisi daha kimsecikler tarafından önümüze seçenekler dayatılmamış,elegeçirilmemiş,özgür kılınmış olarak dünyaya gözlerimizi açarız.Herşeyi büyük bir açlık ve gittikçe azalarak giden bir algılama ve tanımlama serüveniyle yola baş koyarız.Bu noktadan itibaren ne yazık ki ,çoğumuz doğduğumuz andaki özgürlüğümüzü ve farklılığımızı kaybederek, birbirimizin  salt  kopyaları olarak süreksiz dünya yaşantısından  silinip gideriz. Öğrendiklerimizin değiştirilemez doğrular olarak kabullenmişliğimiz ise düpedüz yanıtlandıramadığımız bir dünya üzerindeki en büyük aldanışımız oluyor, çoğu zaman.Aslına bakarsanız, bu yüzden hayatımız için şöyle bir ifade kullanmıyor muyuz;&#8221;-miş gibi yaşadım&#8221; Hayatımızda  böyle bir deyiş biçiminden  söz edecek olursak eğer,durup biraz düşünmemiz gerekmektedir.Eğer âdemoğlu toplumla bir bütünlük teşkil ediyorsa; Birbirlerini anlamaya, daha da ilerisi yaşamımıza aklımızın bize sunduğu  olanakları tamamen kullanıp,O&#8217;na anlamlar yüklemeye çalışmak öncelikli amacımız olmalıdır.Ancak öyle bi durum var ki, bu başlangıç hamlemizi  oluşturuyor. Çeşitli manalar çıkarsamayı yapabilmek için önce insan zekasını sorgulamalıyız.Ancak, şöyle bir yakınmayı kesinlikle yapmamalıyız;Keşke herşey daha basit olsaydı.&#8221;İnsan beyni onu algılayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o zaman biz onu yine anlayamayacak kadar aptal olacaktık.&#8221;Başlangıçta önümüze engeller konuşlandırılmıştı ve aklımızla çoğu insanoğluna  göre çelişki halinde bulunan inanç, ki onu mantık diye ortaya koyduğumuz ilkelerimizde doğru bir şekilde biçimlendirmek bir yana dursun, içimizde yeterince eritmek ve bütünlüğü sağlamakta her defasında başarısız oluyorduk.<br />
Sanırım  bu genelde  şu  şekilde oluyordu; etrafındaki çoğunluk   nasıl  yaşıyorsa , işte  öyle yaşıyordu  insan; herkes  inanç  esaslarıyla  ortak  olmayan, çoğunlukla  ona  zıt  ilkelere   bağlı olarak  yaşıyor; inanç  öğretisininse  hayatımızda  hiç  bir  yeri  yok.Ne  başka  insanlarla  ilişkilerimizde   rastlıyoruz  ona, ne  de  bizzat  kendi  hayatımızda  onunla   alışverimiz   oluyor.İnanç  esaslarını  herhangi  bir  yerde, yaşamdan  uzakta  ve  ondan   bağımsız  olarak   kabulleniyoruz. Güven  duyularak  devralınmak  yerine, dış  baskılarla  ayakta  tutulan  inanç, şimdi, hatta  eskiden de  bilimlerin  ve  inanç   esaslarıyla  ters  düşen  yaşam  tecrübelerinin  etkisi  altında  erimektedir ve erimiştir.Çoğu kez şu düşünceyle yaşar insan:Kendisine daha çocuklukta öğretilen inanç felsefesi, onda sanki  hiç  bozulmadan  varlığını  devam  ettirmektedir  oysa, o , bu  felsefeyi  çoktan  kaybetmiştir.<br />
Kimi eğitim görmüş, irfan sahibi insanlar ya da daha hoş bi tabirle; kendi kendilerine karşı  samimi  davranan insanlar da kimi zaman inançlarının boşaldığı yere,boşluğa öylece bakarlar.İtiraf etmek onlar için çok güçtür.Onların bir kısmı aramaya devam etmiştir kimisi de hayatın boş ve anlamsızlığını ortaya koymuş ve kimisi kalbine bir hançer , kimisi ise boynuna bir ip takarak, beladan başka bir şey olmadığını söyledikleri bu dünyadan, onların tabirleriyle,&#8221;kurtulmuşlardı,&#8221; Dini, dünyevi  amaçlarına  alet  eden  insanlarda vardır elbette.Aslında  bu  tip  insanlar  gerçek  inançsızlardır; çünkü  inanç,  onlar  için  herhangi  bir  dünyevi  amaca  ulaşmada  araç  durumundadır.Bu  hiç  şüphesiz  inanç   değildir.Geri kalan insanlara  gelince ,onların  durumu    da   şöyledir:Bilginin  ve  hayatın  ışığı ,o  yapay  binayı  eritmiştir.Bazıları  bunu  fark  etmiş    ve  kalıntıları  silip  süpürmüş ,bazıları  ise  hala  bunun ayrımında  değiller.Her şeye karşı arayışlarını sürdürenlerin bir kısmı kendi içinde kaybolmuş, bir kısmının bulduğu şeyi anlamdırmak kimimiz için olanaksızdır.<br />
Bazılarımızı ayakta tutan ise kusursuzlaşmaya  olan  inançtır; ne var ki  bunu  ifade  edemiyorlar.Fakat  kusurlaşmaya  çalışıyorlar.Yani , ellerinden  geldiğince  çaba  sarf  ediyor  ve  karşılarına  çıkan  her  şeyi  öğreniyorlar.İradelerini kusursuzlaştırmaya  çalışıyorlar.Kendilerine   hayat  prensipleri   saplıyorlar; onlara  uymaya  çalışıyorlar.Çeşit  çeşit  tahminlerle  güçlerini  ve  becerini artırarak; her  türlü  esarete  katlanma  yeteneklerini eğiterek, kendilerini  bedenen  geliştirmeye  çalışıyorlar  ve  bütün  bunları  kusursuzlaşma  olarak  kabul  ediyorlar.Doğal  olarak , bunun  temelini  ahlaki  kusursuzlaşma  oluşturuyordu; fakat  onun  yerini ,hemen  genel  anlamda  kusursuzlaşma, yani  kendim  ya  da   Tanrı  nazarında  değil ,başka  insanlar  karşısında  daha  iyi  olma  arzusu  alıyor  ve  hemen  ardından  da  bu  gayretlerinin  ,yani  başka  insanlar  karşısında  daha iyi  olma  çabasının  yerini  diğer  insanlardan  daha  meşhur ,daha  değerli  ve  daha  zengin  olma  arzusu  alıyor.Bu belirlenmiş prensiplerin bu tür değişimlere ,insan yaşamında türlü türlü biçimler aldığını, başkalaştığını görmek her zaman için mümkün bi hale gelebiliyor.Bi saniyeliğine yoldan gözümüzü ayırdığımızda herşey değişebiliyor.Başlangıçta amacınız güneşin doğduğu topraklara gitmekti ama gözlerinizi bir an olsun çevirdiğinizde yönünüzü kaybediyorsunuz,ama ne yazık ki yeniden doğuya doğru gitmek ve yanlışı algılamak çabasına gerek duymuyorsunuz.Böyle herşey zaten güzelken neden yönünüzü değiştireceksiniz ki.Aman Dikkat! Belki soğuk iklimlere yakalanıp bir anda şüphe içinizi kemirmeye başlayabilir!!İnsanoğlunun bu tür değişimlerinin asıl amacı nedir?diye bir soruya karşılık olarak verebilceğimiz en önemli ve en mantıklı cevap yine hayati bir önem taşıyan başka bir soruyla karşılanmaktadır; &#8220;Nasıl daha iyi yaşayabilirim?&#8221;İnsan bu soruyla meşgul oluyor, çoğu zaman.Ama hemen bu sorunun derinliğini düşünmeden cevap veriyoruz; &#8220;ilerlemeye uygun şekilde hareket ederek&#8221; diye yanıtlıyoruz.Ve bir yönden de neye ayak uydurmakta olduğumuzu bildiğimizi gösterir gibiyiz.Aslında bu halimiz ,bir kayığa oturmuş, dalgalarla ve rüzgarla sürüklenen bir insanın haline benziyor.Bu durumdaki insan için çok önemli olan şu tek soruya; &#8220;Dümeni nereye kırmalı?&#8221; sorusuna cevap vermeksizin &#8220;Bu bizi bir yerlere götürüyor ya, gerisi önemli değil&#8221; diyen kimseler gibi olduğumuzun ayrımında değiliz henüz.Herkes Irmağın akışına kapılıp gidemiyor, bazıları durup ırmağın kıyılarında biriken şeyleri toplamak zorunda.<br />
Alman şair Johann Wolfgang GOETHE şöyle yazmıştır:</p>
<p><em>Üç bin yılın hesabını göremeyen<br />
Karanlıkta yolunu bulamaz,<br />
Günü gününe yaşar ancak.</em></p>
<p>Ne kadar yanlış ya da değişik biçimlere anlamlar yüklemeye çalışsakta şanslıyız ki içimizden gelen o yüce ses, ben dediğimiz şey, bizim kulaklarımıza üflemekte geç kalmıyor ve o an,kısa bir süre de olsa, şüphe anları sarıyor etrafımızı, benliğimizin büyük bir korkuyla irkilmesine neden olacak bir şekilde ,hayatın düpedüz durduğu anlar, sanki nasıl yaşamamız, ne yapmamız gerektiğini bilmiyor gibi bir hissin vücudumuzda,  bizim irkilmemize neden oluyor.Dengemizi yitirir ve melankoniye düşeriz; fakat bu kısa bir süre sonra geçer, eskisi gibi sürdürmeye başlarız hayatımızı.Sonra bu şüphe anları yinelenir, daha sık, çok daha sık ve hep aynı biçimde.Hayatımızın durduğu bu anlar, hep aynı soruyla ortaya çıkmaktadır: Niçin?Peki sonra ne olacak?Günün birinde, canımız isterse, cevapları bulabilirdik; ancak sorular gittikçe daha sık ortaya çıkmaya başlamaktadır,hep daha zorlayıcı tarzda cevap bekliyorlardı.Durmadan hep aynı noktaya düşen damlalar gibi, bu cevapsız sorular da kara bir leke halinde toplanarak büyüyorlardı.Sorular görünüşte çok aptalca, çok yalın ve çok çocukçadır; gerçi onlara yaklaşır yaklaşmaz şunu anlıyorduk; Birincisi, bunlar öyle aptalca ve çocukça sorular değil,  hayattaki en önemli, en derin sorular.İkincisi, biz bunları istediğimiz kadar düşünelim, asla ama asla çözemeyiz.Kimimiz bu derin düşüncelerimizi sonuçlandırmaya, kendimizi giderek artan şüphelerimizden kurtarmaya çalışırız.Diğerleri ise;Epikürcü bir yaklaşıma göre hayatlarını yaşarlar.&#8221;Ölüm varsa ben yokum,ben varsam ölüm yok&#8221;diyen bu tür düşünceyi yaşama ilkesi yapılmasıyla birlikte hazlara,sevinçlere yönelik bir yaşamı hedeflendirmişlerdir.Ama şüphe her zaman içimizde bize çığlıklarıyla ulaşmaya çalışacaktır.Herşeye sahip olalım,yine de bir şey eksik olucak ve eğer cesaretimiz varsa onu aramaya başlamak zorunda olduğumuzu hissedeceğiz.<br />
Şöyle bir durumla herzaman karşılaşıyoruz; hiçbir şey bilemediğimize, hayata dair en önemli soruyu, iyi ya da kötü  yanıtlandıramadığımıza aldırmayıp,birimiz diğerini dinlemeksizin hep bir ağızdan konuşup duruyoruz.Bakarsın biri ötekine destek olur, kendisine de arka çıkılsın ve kendisi de övülsün diye;Bakarsın biri ötekini kışkırtır.Aydın diye düşündüğümüz insanlar ne öğrettiklerini bilmedikleri halde durmaksızın yazıyorlar,tartışıyorlar,kendi fikirlerinin doğruluğundan şüphe etmeyerek,bir şey öğrettiklerini sanarak üretiyorlar.Özellikle her din kendisinin Tanrı&#8217;ya ulaşmakta olduğunu,tek doğru olduğunu söyleyip duruyor.Bir insan bunca çelişki altında seçimlerinin özgürlüğüne nasıl güvenebilir ki?.Bazılarımızı hayattan uzaklaştıran şey, iradeden daha güçlü, daha ağır ve daha kapsamlıdır,Daha önceki yaşama içgüdüsüne benzer bir güçtür bu, yalnız ters yönde.Ne kadar kuvvetiniz varsa yaşamdan kaçıyorsunuzdur.Şöyle bir antitez oluşturabilirsiniz buna;Aklı başında bir insan hayatından vazgeçmek gibi bir budalalıkta bulunmaz!18.yüzyılda başlayan Romantik Çağla birlikte bir çok dahi yetişmişti.Ve çoğu romantik çağın düşünürlerine ne oldu dersiniz?Çok genç yaşta acılarına dayanamayara intihar ettiler.Yaşam onlar için acıdan daha fazla ileri gidememişti.Ne kadar aklı başında olursanız olun,ne kadar maddi kuvveti elinizde bulundurursanız bulundurun, sorularınıza cevaplar bulamazsanız yenilirsiniz!Kimi filozofta şöyle bir düşünce içindeydi; O halde bütün bu çaba niye?İnsanoğlu bunu nasıl göremez ve yaşamaya devam eder, şaşılacak şey doğrusu!Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan.Ayılır ayılmaz, bunun yalnızca bir yanılma, hem de aptalca bir yanılma olduğunu görür!Mesele bu ya!Komik ya da esprili bir yanı bile yok;sırf acımasızca ve aptalca.Bu düşünceye en tanınmışlarından bir şark masalıyla güçlendiriyoruz;<br />
Gezgin, yırtıcı bir hayvandan kurtulmak için kurumuş bir kuyuya atar kendini.Orada, kuyunun dibinde bir ejderha görür,Onu yutmak için ağzını açmıştır.Yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarıya çıkmaya cesaret edemeyen ama ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu zavallı, kuyunun duvar taşları arasında yetişen bir dalı yakalar ve sımsıkı ona tutunur.Elleri uyuşur ve az sonra, kendini her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder.Oysa, hala sımsıkı yapışıp durmaktadır dala.O sırada, biri beyaz, biri siyah iki farenin onun tutmakta olduğu dalın çevresinde dolaşmakta ve dalı kemirmekte olduğunu görmektedir.Birkaç dakikası vardır, çalı kopacak ve o da canavarın ağzına düşecektir.Gezgin bunu görür ve kurtulma şansı olmadığını bilir; ancak havada debelendiği sürece çevreye bakınmaya devam eder.Dalın yapraklarında bal damlaları görür,dilini uzatıp bunları dalamaya koyulur.İşte, biz de aynen öyleyiz, ölüm ejderhasının kaçınılmaz bir şekilde bizi beklediğini, bizi parçalamaya hazır olduğunu bildiğimiz halde, hayatın dallarına tutunuyoruz ve bu azaba niye düştüğümüzü bir türlü aklımız almıyor.Ve şimdiye kadar bize teselli veren balı emmeyi deniyoruz;Fakat bal bana tat vermez oldu artık;beyaz ve siyah fareler, gece-gündüz tuttuğumuz dalı kemirmekteler.Ejderhayı açık seçik görüyoruz ve bal bize tatlı gelmiyor artık.Ben sadece kendilerinden kaçamayacağımız o ejderha ve fareleri görüyoruz;gözümüzü onlardan kaçıramayız.Ve bu bir masal değil, gerçektir.Aksi ispatlanamaz ve herkesin algılayabileceği bir hakikattin soğuk biçimidir.<br />
Goethe&#8217;nin &#8220;Faust&#8217;ndaki Mephistopheles&#8217;in(ya da şeytanın) sözleri şöyledir;<br />
<em>&#8220;Geçti!Ne saçma söz!Neden geçmiş?                             Geçip gitmiş!&#8217;Yani neymiş?<br />
Geçmişle hiç olmamış aynı şey!                                     Ha olmuş ha olmamış,        <br />
Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış,                                 Olmuş gibi dönüp durmuş.<br />
Yok olacaksa bir gün her yaratılmış!                              Sonsuz boşluk en iyisi bence.&#8221;</em><br />
Çıkışı olmayan ormanda yaşayan bi insan gibi olsaydık, yaşayabilirdik ama biz ormanda yolunu kaybetmiş ve kaybolduğu için de telaşa düşmüş ve yeniden doğru yolu bulmak için elinden gelen bütün gayreti sarf eden azınlıktaki bir avuç insan gibiyiz.Bu durumdaki bir insan, attığı her adımın kendini karışıklığın daha da bir içine götürdüğünü bilmektedir ama yine de çabalarını sürdürmeyi kesmemektedir.Peki ama neden hayatımıza devam ediyoruz,ne bekliyoruz ki?</p>
<p>En  aptal çoçuktan, en bilge ihtiyara kadar  her insanın ruhunda var olan en basit soruydu,yani gerçekten kendimizde gördüğümüz  kadarıyla, onsuz hayatın mümkün olmadığı soru.Soru ,şundan ibaretti:&#8221;Bugün yaptığım, yarın yapacağım şeyin sonucu ne olacak, bütün hayatımın sonu ne olacak&#8221;Başka türlü söylemek gerekirse, bu soru şöyle de ifade edilebilir:&#8221;Niçin yaşıyorum?Niçin arzuluyorum?Niçin çalışıyorum?&#8221;Ya da şöyle dile getirilebilir bu soru:&#8221;hayatımda kaçınılmaz olan ölümle yok olmayacak bir anlam var mıdır?&#8221;Çeşitli biçimlerdeki bu tek soruya cevabı, bilimlerde arayabiliriz ve şunu buluruz  ki, bu soruyla ilgili bütün bilimlerde, birbirine karşıt iki kutup vardır.Biri eksi, diğeri artı kutup,ne bu ,ne de diğer kutupta hayatın sorularına cevap vardır.Akıllı,mantıklı insan, bilimlerin hayatımız üzerine verdiği cevaplarla belki yetinebilir.Ama bu fazla sürmeyecektir.Bilimlerin yol göstericiliğinde kendinize şöyle diyebilirsiniz: her şey gelişiyor, farklılaşıyor,karmaşıklaşıyor ve mükemmelliğe doğru ilerliyor ve bu gelişimin bağlı olduğu yasalar var.Sen bütünün bir parçasısın. Mümkün olduğu ölçüde bütünü tanıyıp, gelişim yasasını öğrendin mi, o zaman bu bütün içinde yerini ve kendini de tanıyacaksın.&#8221;Daha da fazlası Sonsuz mekanda ve sonsuz zamanda her şey gelişir ve mükemmelleşir ,karmaşıklaşır,farklılaşır…v.b.&#8221;sözler, boş sözlerdir. Bunlar anlamsız kelimelerdir; çünkü sonsuzda, ne karmaşık ne de yalın, ne bir baş ne de bir son, ne bir iyi ne de bir  kötü vardır.Tabii bilim hala sonsuzluk konusunda ısrar ediyorsa.Şunu belirtmeden edemeyeceğim,eğer başlangıcı varsa bir sonu da olmak zorunda,tanımlayamadığımız ve ölçemediğimiz büyüklükler olsun ,küçüklükler olsun bilim bunların hepsine sonsuz damgasını vurmuştur.Sonsuzu bir kez daha bu bağlamda düşünebilirsiniz.Bilimin sunduğu olanaklar hergün biraz daha gelişiyor ve genişliyor.Herşey hakkında daha fazlasını öğrenir olduk.Bilimler hayatımızın büyük uğraşları olarak kavrayabilir ve bu amaçta da yaşamımızı hergün insan zekasına artan bi hayranlıkla geçirebiliriz.Ancak Bu bilimler çok ilginç, çok cazip olduklarını ama nitelik ve açıklık  denen şeyin, hayatın sorularına uygulanırlığı açısından ters bi ilişkide olduklarını kavramalıyız:Bunlar hayatın sorularına ne kadar az uygulanabilirse, o kadar dakik ve açıktır. Hayatın sorularına çözüm sunmayı ne kadar denerlerse, o kadar kapalı ve az etkileyici oluyorlar.Sorularımıza verdikleri cevap bir yerde onlarında yetersizliğini gösteriyor. &#8221; sen nesin ve niçin yaşıyorsun sorularına bizim cevabımız yoktur.Biz bununla ilgilenmeyiz ama ışığın, kimyasal  bileşimlerin yasalarını,cisimlerin,biçimlerinin kanunları,sayılarla kütleler arasındaki ilişkileri ve insan zekasının kanunlarını bilmek istiyorsan, bütün bunlar için açık seçik ve kesin cevaplarımız vardır. &#8220;Zaten bilim varsayımlar üzerine çok nadir kurulu olmaktadır.Hayatın anlamı gibi belirsizleşmişliğin bi ifadesini ,bilimin böyle bi açıklamaya kalkmasını anlayışla karşılamalıyız.Cevapsız aramanın nerden geldiğini bulmak için ,artık kendi içimize ve diğer insanlara bakmalıyız. </p>
<p>Her insanın karşısına çıkan &#8221; Ben neyim?&#8221; ya da &#8220;Ben ne  için yaşıyorum?&#8221; ya da &#8220;Benim görevim ne?&#8221; sorularını cevaplandırmak istiyorsak,önce şu soruyu çözümlememiz gerekiyor:&#8221;Bizim yalnızca çok küçük bir zaman diliminde,çok küçük bir parçasını bildiğimiz o bütün ve bizce meçhul insanlığın hayatının anlamı nedir?&#8221;Ne olduğunu kavramak için insan, önce bu bütün gizemli insanlığın, yani kendini kavramamış olan, onun gibi insanlardan oluşan insanlığın ne olduğunu kavramak zorundadır. Yine hayatımızın sorusuna cevap arayışımız sırasında, ormanda yolunu şaşırmış bir insanın hissettiği duygunun aynısını hissetmeye başlarız. Bu insan aydınlık bir yere giriyor, bir ağaca tırmanıyor ve sınırsız bir mekanı açıkça görüyor.Gelgelelim şunu da görüyor ki,orada, hiçbir yerde bir tane bile ev yok ve olamaz da.Sonra bir çalılığa giriyor ve karanlığı görüyor, burada da hiç ama hiç ev yok.İşte bizde de böyle, pozitif bilimlerin ormanında, matematik ve tecrubi bilimlerin bizi uzaklara baktıran ama o taraflarda ev görünmeyen aydınlık yerleriyle, kuramsal bilimlerin uğraştıkça durmadan karanlığa daldığımız ve çıkış yolu olmadığına kanaat getirdiğimiz körkaranlığı arasında dolaşıp duruyoruz.<br />
Bilimlerin aydınlık yanına kendimizi verdiğimizde, gözlerimizi bu sorudan ayırdığımızı anlıyoruz. Önümüzde açılan uzak görüşler ne kadar çekici,ne kadar berrak olsa da ve bu bilimlerin sonsuzluğuna dalmak ne kadar doyurucu olsa da bu bilimlerin bize gerekli olmadıkları ölçüde ve sorumuza cevap veremedikleri  ölçüde aydınlık olduğunu anlamışızdır.Bu noktada &#8220;iyi!&#8221; diyebiliriz kendi kendimize. &#8220;Bilimin ısrarla öğretmeye çalıştığı her şeyi biliyorum ama hayatımın anlamı üzerine olan sorunun cevabı onlarda yok.&#8221; Pozitif bilimlerin bir kısmına soru sorunca, hiç sormadığımız şeyler hakkında bir sürü belli yanıtlar alıyoruz:Yıldızların kimyevi bilişimi hakkında,samanyolu burcunda güneşin hareketi hakkında, türler ve insanlar hakkında, havanın son derece gözle görülmez parçacığının biçimleri hakkında.Fakat sorumuza bir cevap, yani &#8220;Hayatımın  anlamı nedir?&#8221; sorusuna bu bilimin cevabı yalnızca şuydu:&#8221;Sen, hayatım dediğin şeydin;sen moleküllerinin değişimi,karışık etkileşimi,senin içinde &#8220;Hayatım&#8221; dediğin şeyi doğurur.Bu kenetlenme bir süre devam eder;sonra bu moleküllerin karşılıklı etkileşimi son bulur ve senin hayatım dediğin şey de son bulur.Sen , herhangi bir şeyin rastlantıya yumak olmuş bir kütlesisin.Bu kütlecik çatlar,bileşim son bulur ve onunla da bütün sorular biter.Yani kesinliğine güvendiğimiz bilimlerin  aydınlık  bölüğü  işte  böyle  cevap  veriyor.Doğrusunu isterseniz ilkelerini  sıkı  sıkıya  izlerse  başka  türlü  de   konuşamaz .Düşünebilirsiniz ki; dünyada eğer herşeye sahip olursak,istediğimiz herşey elimizin altında olsa,yaşam mutluluk veren bir cennete dönüşmez mi?Cennet kavramında sadece küçük bi fikrimi söylemek istiyorum.Eğer Cennette her istediğim anında gerçekleşicekse,bu bana tat vermez,ortaya konulan genel görüş,insanların hayatlarının basitliğinden gelmektedir,bana göre.<br />
O da herşeye sahipti ancak yine de dolduramadığı eksiği onun en büyük boşluğunu oluşturuyordu. &#8220;her şey boş&#8221; der,Hz.Süleyman.Her şey boş.İnsanın yeryüzünde sarf ettiği çabadan eline geçen ne?Bir nesil gidiyor,diğeri geliyor;ancak dünya sonsuza dek kalıyor:Olup biten şeyler ne oluyor?Daha sonra ne olacak?İnsanın yaptığı şey nedir?Daha sonra yapacağı şey nedir?Ve güneşin altında yeni hiçbir şey olmaz mı?Bak, işte bu yenidir diyebileceğimiz bir şey yok mu?Bir  vaiz  olan  Hz.Süleyman , Kudüs&#8217;te  İsrail&#8217;in  hükümdarıydı.Ve  gönlünü, aramaya  ve  bilgece  araştırmaya  adadı.Hz.Süleyman şöyle devam ediyor:&#8221;Gökkubbenin   altında  ne  yapılıyorsa  her  şeyi.Tanrı  insanlara  öyle  mutsuz  bir  şaba  vermiş  ki , hepsi didinip  duruyor.Güneş  ışığının  dediği  her  yerdeki   bütün  etkinlikleri  gözden  geçirdim:Bak  işte, hükümdar  oldum  ve Kudüs&#8217;te  benden  önce  gelenlerden  daha  bilgeyim. Kalbim  çok  şey  öğrendi  ve  yaşadı.Ve bu  sayede  bilgeliği, deliliği, akıllılığı  öğrendim.Fakat  anladım  ki , bu  da  zor  bir  iş ;çünkü  bilgeliğin  olduğu  yerde  fazlaca  üzüntü  var.Çok  öğrenmek  isteyen   kişinin  çok  acı  çekmesi  gerek.&#8221;O sadece uyarıyor,çünkü kimi yürekler bu kadar gerçeğe dayanamıyor.Zaten eğer insan var olduğumnu ve günün birinde öleceğini ve en önemlisi de, bütün bunların bir anlam taşımadığını fark ediyorsa, o zaman kaygı duymaya başlayacaktır.Kaygı kavramı varoluşçu felsefenin temek taşlarındandır.İnsan anlamsız bir dünyada kendini yabancı hisseder.Dünyada bir yabancı olma duygusunun  umutsuzluk,cansıkıntısı,tiksinti ve şaçmalık hislerine yol açabilmektedir.Bu tür yaşamı anlamdıramadığımız dönemlere tıpta da depresyon denilmektedir.          <br />
Eğer yolunuz ciddi büyüklükteki bir kitapçıya düşecek olursa,çevrenize iyice bakınmadan çıkmayın.Özellikle diğer ülkelerde  kitaplıkların büyük bölümünü şu tür bölümlerle ayrılmış olduğunu görürsünüz:NEW AGE;ALTERNATİF YAŞAM BİÇİMLERİ ve GİZEMCİLİK.Ve onların rafları ilginç başlıklı kitaplar doldurmaktadır:&#8221;Ölümden Sonra Yaşam Var Mıdır?&#8221;,&#8221;İspiritizma Sırları&#8221;,&#8221;Tarot&#8221;,&#8221;Ufo Gerçeği&#8221;,&#8221;İyileştirme&#8221;,&#8221;Tanrılar Geri Dönüyor&#8221;,&#8221;Daha Önce Yaşamıştım&#8221;,&#8221;Astroloji Nedir?&#8221;,&#8221;ESP ya da parapsikoloji&#8221;,&#8221;Telepati&#8221;,&#8221;Altıncı His&#8221;,&#8221;Kehanet&#8221;,&#8221;Psikokinez&#8221; ve daha birçoğu.Birçoğu belki uyduruk ama dünyada pornografik yayınlar kadar çok satıyorlar.Yeni yetişen kuşak en çok bu tür karanlık dosyalara ilgi duyuyor.Ama en önemli çabayı görmezden geliyorlar.&#8221;Felsefe&#8221;!Gerçek  felsefeyle bu tür kitapların arasındaki fark, gerçek sevgiyle pornografi arasındaki farkla neredeyse aynıdır.                                                                                                                                                           <br />
Yukarıda verilen bir çok konuyla en az  bir dönem ilgileniğinizden eminim.Amacım bunların uyduruk olduğunu kanıtlamak değil.İnsanlar bunlara o kadar saldırıyorlar ve satış rakamlarını tavan yaptırıyorlar ki.Peki neden bunca ilgi? Çünkü insan, sıkıcı günlük yaşamın ötesine işaret eden &#8216;mistik&#8217; ve &#8216;farklı&#8217; bir şeye özlem duyuyorlar.Ama pire için yorganı bile yakıyorlar maalesef. Yaşamımızdaki bir günü düşünelim.Bazen tuhaf raslantılar olur.Örneğin bir mağaza girdiniz,beğendiniz bir şey 19 YTL tuttu ve tam o sırada arkadaşınız gelip size 19YTL olan borcunu size getirdi.Sonra sinemaya gittiniz, bir de baktınız ki oturduğunuz koltuğun numarası  19.Bazı insanlar bu tür rastlantısal şeyleri toplayabiliyor. Milyarlarca insanın yaşamında olan bu tür raslantısal şeyler bir kitapta toplanınca, sanki bunlara itiraz edilemeyecek, kanıtlanmış bir gerçek ortaya konulmuş oluyor.Ve bunlar sadece kazanan numaraların gösterildiği bir sahneden ibaret.Mesela olacakları önceden söyleyebilen kişiler de bulunmaktadır.Tabi şarlatanları bir kenara bırakırsak.Ama &#8216;heyecanlı&#8217; ve &#8216;gündelik sınırların ötesinde&#8217; bir şey yaşamak için neden falcılara, sözde bilimlere başvurmak isteyelim ki.garip bir masalın içinde koşuşturuyoruz. Gözlerimizin önünde harika bir yaratılış uzanıyor.Hem de hiç bitmek bilmez bir değişim içinde. Görebilen için her şeyden daha heyecalı.Sadece alışmışlıktan kurtulmalıyız ve herşeye yeni doğmuş bir bebeğin gözlerinden bakabilmeliyiz.Eskiden biz de öyle bir bebektik.Şimdiyse deli gibi soru sorduğumuz o en sıradışı dönemimizden koptuk ve dayanılmaz bir umursamazlıkla kabullenmişliğe sürükleniyoruz.<br />
Ya Hint bilgeliği ne diyor?<br />
 <br />
Hastalık ,yaşlılık , ölüm  nedir   bilmeyen  genç ,mutlu  prens   Sakya-Muni,  bir  gezinti  sırasında  görünüşü  berbat, dişler  dökülmüş ,salyaları  akan  bir  ihtiyara  rastlar.O   zamana  kadar  ihtiyarlığın  ne  olduğunu  bilmeyen  prens, şaşakalır  ve  arabacısına  bunun  ne  olduğunu ,adamın  nasıl  olup  da   bu  acınası  itici  hale  düştüğünü  sorar.Bunun, bütün  insanların  ortak  kaderi  olduğunu, kendisi  kral  oğluysa  da  aynı  şeyin  kendi  başına  gelmesinin  yazgıda  var  olduğunu  öğrenince, gezisine  devam  edemez  olur  ve  bu  konuda  düşünmek  için  geri  dönmek  ister.Tek  başına  bir  köşeye çekilip  düşünür, düşünür.Ve, anlaşılan  bir  teselli  bulur; çünkü  yine  şen  ve  mutlu  olarak  geziye  çıkar.Bu  sefer, karşısına  bir  hasta  çıkar.Güçsüz ,şişler  içinde,gözleri  fersiz  bir  adam  görür.O güne  kadar  hastalığı  hiç  bilmeyen  prens  durur  ve  bunun  ne  olduğunu  sorar.Ve  bunun  hastalık  olduğunu , hekesin  başına  gelebileceğini   ve  sağlıklı  ve  mutlu  bir  kral  olan  kendisinin  bile  aynı  hastalığa  yakalanabileceğini  öğrenir ,yine  neşelenme  cesaretini  kaybeder ,geri  dönmeyi  emreder  ve  teselli  arar.Besbelli ,bunu  yine  bulur  ki ,üçüncü  kez  gezintiye  çıkar  bu  üçüncü  keresinde ,yine  bir  manzarayla  karşılaşır.Bir  şeyin  taşınmakta  olduğunu  görür.<br />
 <br />
&#8220;Bu  ne?&#8221;<br />
&#8220;Bir   cenaze&#8221;<br />
&#8220;cenaze  ne  demek? &#8221; diye  sorar  prens.<br />
Ona  şöyle  derler:<br />
&#8220;her  kesin  sonudur  bu.&#8221;<br />
&#8220;Prens  ölüye  yaklaşır,  örtüyü  açar  ve  yüzüne  bakar&#8221;<br />
&#8220;Şimdi  ne  yapacaklar  onu?&#8221; diye  sorar.<br />
&#8220;Onu  gömecekler!&#8221;  derler.<br />
&#8220;Niye?&#8221;<br />
&#8220;Çünkü ,kesinlikle   artık   canlanmayacak ,gelecekte  ondan  hiç  bir  şey  kalmayacak, sırf  pis  koku  ve  kurtcuklardan  başka.&#8221; <br />
&#8220;Ve  bu  insanların  kaderi ,öyle  mi? Benim  de  mi?Beni  de  gömecekler ,benden  geriye  de  pis  kokudan  başka  bir  şey  kalmayacak ,öyle  mi? Beni  de  kurtcuklar  mı yiyecek?&#8221;<br />
&#8220;EVET&#8221;<br />
&#8220;Geri  dön  gezmek  istemiyorum , artık  bir  daha  da  bunu  istemeyeceğim&#8221; ve  Sakya- Muni  hayatta  bir  teselli  bulamadı  ve  hayatın  en  büyük  dert  olduğu  sonucuna  vardı. Ve  bütün  gücünü ,kendini  ve  başkalarını   bundan  kurtarmaya  harcadı. Öyle  kurtulsunlar  ki ,ölümden  sonra  da  hayat  hiç  bir  biçimde  tekrarlanmasın.Hayat ,kökünden  kazınmış  olsun.  Bu  hint  bilgeliğinin  son  sözüdür. Hayat  sorusuna  cevap  verdiği  zaman ,insan  bilgeliğinin  kesin  cevapları  bu  doğrultudadır.<br />
Aynı doğrultuda Bazı filozoflar şöyle düşünmektedir:<br />
 Sokrates şöyle demektedir:&#8221;Maddi hayat bir derttir ve yalandır.Bu yüzden maddi hayatın yok edilmesi, bir mutluluktur ve biz bunu dilemeliyiz.&#8221;<br />
&#8220;Hayat, olması gereken bir şeydir ama bir derttir,hiçliğe geçiş,hayattaki tek mutluluktur.&#8221;der Schopenhauer.<br />
&#8220;Dünyadaki her şey, delilik ve bilgelik;zenginlik ve yoksulluk,sevinç ve acı, bunların hepsi boştur,hiçtir.İnsan ölüp gider ve  ardında bir şey kalmaz;ve bu saçmadır.&#8221;ders Hz.Süleyman.<br />
&#8220;Istırabın, güçten düşmenin, ihtiyarlığın ve ölümün kaçınılmazlığının bilinciyle yaşanmaz.İnsan kendini hayattan,hayatın her imkanından kurtarmak zorundadır.&#8221;ders Budda.<br />
Bu noktada farkında olduğunuz gibi her şey boştur ya da hiçlik ile bitiriyorum.Başlangıç noktamız </p>
<p><strong>Not:</strong> <em>Bu makalenin yazımında dahi romancı ve bence daha da fazlası olan Lev N. TOLSTOY&#8217;un &#8220;İtiraflarım&#8221; adlı romanından esinlenmiş,düzenlemeler ve eklentilerle temel esasları  bağlı kalmaya çalışarak amacımıza göre yeniden kaleme alınmıştır.Şimdiden O&#8217;ndan yaptığım hatalar için özür dilemekteyim.</em></p>
<p><strong>EfLaTuN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/cevapsiz-arama-hiclige%c2%a0gecis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
