<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ütopyam.Com &#187; Felsefe</title>
	<atom:link href="http://www.utopyam.com/kategori/felsefe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.utopyam.com</link>
	<description>Gençlik ve Genel Kültür Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jun 2010 21:51:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Transandantalizm</title>
		<link>http://www.utopyam.com/transandantalizm/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/transandantalizm/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 00:43:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanor TeLrunya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[18. yy]]></category>
		<category><![CDATA[19. yy]]></category>
		<category><![CDATA[agnostik]]></category>
		<category><![CDATA[agnostisizm]]></category>
		<category><![CDATA[ahenk]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[armoni]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[emerson]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sezgi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[thoreau]]></category>
		<category><![CDATA[transandantalist]]></category>
		<category><![CDATA[transandantalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1063</guid>
		<description><![CDATA[
Transandantalizm, 19. yüzyılda ortaya çıkmış ve 18. yüzyılın bilimsel ve mantıkî hareketine bir tepki olarak doğmuştur. Yine de, 19. yüzyılın Sanayi Devrimi ve kapitalizmin ortaya çıkış dönemi olduğunu göz önüne alırsak, Transandantalizim daha çok materyalizm ve kapitalizmi eleştirir.
Amerika&#8217;da ortaya çıkan bu akımın temel temsilcileri Emerson ve Thoreau&#8216;dur. Birbirlerinin çağdaşı olan bu iki yazar, her ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/04/clavicula-nox.gif"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/04/clavicula-nox-290x300.gif" alt="" title="clavicula-nox" width="145" height="150" class="alignnone size-medium wp-image-1064" /></a><br />
<strong>Transandantalizm</strong>, 19. yüzyılda ortaya çıkmış ve 18. yüzyılın bilimsel ve mantıkî hareketine bir tepki olarak doğmuştur. Yine de, 19. yüzyılın <strong>Sanayi Devrimi</strong> ve <strong>kapitalizm</strong>in ortaya çıkış dönemi olduğunu göz önüne alırsak, Transandantalizim daha çok materyalizm ve kapitalizmi eleştirir.</p>
<p>Amerika&#8217;da ortaya çıkan bu akımın temel temsilcileri <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ralph_Waldo_Emerson">Emerson</a> ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Henry_David_Thoreau">Thoreau</a>&#8216;dur. Birbirlerinin çağdaşı olan bu iki yazar, her ne kadar &#8220;edebiyat&#8221; başlığı altında incelenseler de Transandantalizm edebiyattan çok siyasetle de ilgilenir. </p>
<p>Transandantalizmin anahtar sözcüğü &#8220;<strong>birlik</strong>&#8220;tir. (<em>Unity</em>) Transandantalistler doğa ve insanın kusursuz birliğine inanırlar. Onlara göre Tanrı hepimizin ve doğanın içindedir. Bu yüzden insanların, içlerinde Tanrı&#8217;dan bir parça taşıdığı için, ilahi yönü vardı ve bu ilahi yön onları önemli kılar. Bu yüzden Transandantalism <strong>bireycilik</strong> (<em>individualism</em>) ve <strong>demokrasi</strong> ile kol kola hareket eder, diyebiliriz. </p>
<p>Din açısından incelendiğinde, Transandantalistlerin dinin mantıkla açıklanabileceğini öne süren Aydınlanmacılara karşı çıktığını görebiliriz. Onlara göre bilginin kaynağı bilim veya deneyim değil, <strong>sezgidir</strong>. Yani, bilgi bizim içimizde zaten vardır, yalnızca ortaya çıkarmamız önemlidir. Bu bağlamda, zaten bilgiye sahip olduğumuz için mantığı gereksiz görürler ve dinin ilahi yanıyla mantığın bağdaşmadığını iddia ederler. Tanrı her yerdedir ve doğa tanrıdır. (<em>Bir çeşit panteizm.</em>)</p>
<p>Bilginin zaten içimizde olduğunu öne süren bu görüş, geçmişten ve geleneklerden sıyrılmayı da ön görür. Çünkü geleneksel ve tarihi bilgiler aslında &#8220;hazır kurallar&#8221;dır ve kendi ilahiyatını içinden taşıyan insanların bu bilgilere ihtiyacı yoktur. Bizler kendi içimizi dinleyerek kendimize ait yolu belirleyebiliriz. (<em>Self-reliance</em>)</p>
<p>Kendi çağlarına da eleştiri getiren Transandantalistler, kapitalizmin insanı yalnızlaştırdığını ve makineye dönüştürdüğünü söyler. Yalnızlaşma hissiyle birlikte insan kendinden, çevresinden ve en önemlisi doğadan uzaklaşırlar. Doğadan uzaklaşma ise, Transandantalistlerin ön gördüğü &#8220;birlik&#8221; kavramını ters yönde etkiler; yani kusursuz ahenk bozulur. Bu yüzden <strong>Emerson</strong>, &#8220;<strong>The American Scholar</strong>&#8221; adlı eserinde izole edilen materyalist insanı şöyle tanımlar; &#8220;<strong>Man becomes a finger that pushes a button</strong>&#8221; (&#8221;<em>İnsan, yalnızca düğmeye basan bir parmağa dönüştü</em>.&#8221;) Yine Emerson&#8217;a göre herşeyden çok önem verdiğimiz işlerimiz aslında bizim aklımızı ve karakterimizi geliştirmede oldukça yetersizlerdir.</p>
<p>Bu bağlamda, paraya veya mala bağlılık kişinin kendine olan güvenini (self-reliance) sarsar. Kendine güveni sarsılan kişi içine dönemez ve Tanrıyı (doğruyu) bulamaz. Böylece kendine güven konseptinin maddi açıdan herhangi bir dayanağı olmadığını da çıkarabiliriz.</p>
<p>Ayrıca, Transandantalistlere göre cevap verilemez hiçbir soru yoktur. Her sorunun cevabı ya içimizdedir ya da doğada. Doğa bizim bütün ihtiyaçlarımıza cevap verebilen tek kaynaktır, bu yüzden doğayla ilişkimizi asla koparmamız ve hatta, mümkün olduğunca doğa ile iç içe yaşamamız gerekir.</p>
<p>Bu önermeye bağlı olarak, hayatının iki yılını doğada yalnız başına yaşayarak geçiren <strong>Thoreau</strong>&#8216;nun &#8220;<strong>Walden</strong>&#8221; adlı eserini örnek verebiliriz. Doğada geçirdiği iki yılı ve sınırlı kaynaklarla, yalnızca en temel ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını anlatır Thoreau bu eserinde. Bu eser, Transandantalistlerin el kitabı olarak adlandırılabilir.</p>
<p>Son olarak, Transandantalizm her ne kadar Tanrı&#8217;nın her yerde olduğunu söylese de, Transandantalist sanat yorumuna baktığımızda gözümüze çarpan ilk şey <strong>Agnostisizm</strong>dir. Sanatlarına Tanrı&#8217;yı pek fazla karıştırmayan Transandantalistler, ayrıca, şekilden çok içeriğe önem vermişlerdir. Onlara göre ilham, teknik sanattan her daim daha üstündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/transandantalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Tarih: Kapalı Çarşı</title>
		<link>http://www.utopyam.com/bir-tarih-kapali-carsi/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/bir-tarih-kapali-carsi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 11:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanesse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale ve Köşeyazıları]]></category>
		<category><![CDATA[bedesten]]></category>
		<category><![CDATA[eminönü]]></category>
		<category><![CDATA[han]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kapalıçarşı]]></category>
		<category><![CDATA[kuyumcular]]></category>
		<category><![CDATA[mahmutpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[mısır çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=944</guid>
		<description><![CDATA[Gittim, gördüm ve büyülendim. Çok daha iyi bir şeyler ortaya çıkartılabilinir bu konuda, biliyorum. Yine de bu tarihi anlatmayı aklıma koymuştum bu kadar etkilenebildiğimden beri.
~~
Kapalıçarşı&#8217;nın temeli 1461 yılında atılmıştır. Fatih Sultan Mehmet&#8217;in şehri aldıktan sonraki isteklerinden biriydi; hanlar, camiler, medreseler, çarşılar inşaa etmek ve bir devri bitirip ötekini başlatırken böylesine görkemli mimari yapıları bir büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/kapali20carsi20kapisi.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/09/kapali20carsi20kapisi-150x150.jpg" alt="" title="kapali20carsi20kapisi" width="150" height="150" class="alignright size-thumbnail wp-image-947" /></a>Gittim, gördüm ve büyülendim. Çok daha iyi bir şeyler ortaya çıkartılabilinir bu konuda, biliyorum. Yine de bu tarihi anlatmayı aklıma koymuştum bu kadar etkilenebildiğimden beri.<br />
~~<br />
<em>Kapalıçarşı&#8217;nın temeli 1461 yılında atılmıştır.</em> Fatih Sultan Mehmet&#8217;in şehri aldıktan sonraki isteklerinden biriydi; hanlar, camiler, medreseler, çarşılar inşaa etmek ve bir devri bitirip ötekini başlatırken böylesine görkemli mimari yapıları bir büyük şehre sunabilmek. Nitekim önce sokaklar ve kendi halinde küçük çarşılar halinde yapımına başlandı o zamanki deyimiyle <strong>&#8216;bedesten&#8217;</strong> in. Çeşitli adlara sahip oldu; <em>sonraları eski bedesten, iç bedesten, yahut Cevahir Bedesteni diye anılmaya başlandı. Bunun ilerisine yapılan ve yeni bedesten denilen Kapalıçarşı&#8217; da bir yolu pamuk, bir yolu ipekle dokunan ve sandal denilen bir nevi kumaş satışına tahsisinden dolayı Sandal Bedesteni ismini almıştı. Her iki bedestende de Fatih Devri inşa karakterleri hakimdir.</em></p>
<p>*Bedesten ismini almasının asıl nedeni ise çeşitli değeli eşyaların alım satımına tahsis edilmiş olması idi.<br />
~~<br />
Zamanla en değerli mücevherlere, devletin kazandığı altın, ganimet ve değerli eşyalara ev sahipliği yapması nedeni ile buradaki esnaf şehrin en zengin esnafı haline geldi.<br />
<em>Bedestende dünyanın ve imparatorluğun her tarafından toplanmış mücevherler, altınlar, silahlar, kıymetli kumaşlar, şallar, halılar ve her nevi kıymetli eşya bulunurdu. </em></p>
<p>Çeşitli tahribatlar sonucu tamirler görmüş, el değiştirmiş ve sonraları istanbul belediyesi tarafından mezat yeri haline getirilmiştir. </p>
<p><em>Her devirde hayatımızı aksettiren Çarşı, yabancı seyyahların kitaplarında, yabancı ressamların fırçalarında binbirgece masalları gibi yaşatılmıştır.</p>
<p>3000&#8242; den fazla dükkanın bulunduğu Kapalıçarşı &#8216; yı hergün mevsimine göre 250.000 ile 400.000 kişi ziyaret etmektedir. Kaybolmaya yüz tutmuş birçok mesleği, kendisine has kültürüyle yaşatan Kapalıçarşı dünyanın en eski, en büyük ve en çeşitli üretimlerinin sergilendiği bir mekandır.<br />
</em></p>
<p>~~<br />
Kendine has kültürü ve görkemiyle zamanla önemli bir mekan haline gelmiştir. <em>Dev ölçülü bir labirent gibi, 30.700 metrekarede 60 kadar sokağı, 3600&#8242;den fazla dükkânı ile Kapalıçarşı, İstanbul’un görülmesi gereken, benzersiz bir merkezidir. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. İçinde son zamanlara kadar 5 cami, 1 okul, 7 çeşme, 10 kuyu, 1 akarsu, 1 sebil, 1 şadırvan, 18 kapı, 40 han vardı.</em><br />
~~<br />
Sözün özü; böyle bir kültürü ve tarihi tek bir yazıya sığdırmak mümkün olmasa da, kapalıçarşı mutlaka gidip görülmesi gereken bir yer. Osmanlı döneminin kültürünü <em>~hâla~</em> sunulan eşyalarda, mekanın mimarisinde, o eski dönemlerin ışıltısında biraz sevinçli, biraz da geçmiş dolu yansıtan görkemli her yeri tarih kokan bir yer.<br />
~~<br />
<em>Kapalı Çarşı günün her saatinde hareketli ve kalabalıktır. Esnaf, ziyaretçileri ısrarlı olarak kendi mağazasına çağırır. Çarşı girişinde gelişen konforlu, büyük mağazalar Türkiye’de elde imal edilen ve ihracatı yapılan hemen bütün eşyayı satışa sunmaktadır. El halıları ve mücevherat geleneksel Türk sanatının en güzel örnekleridir. Bunlar kalite ve orijin belgeleri ile satılır ve dünyanın her tarafına garantili gönderme yapılır. Halı ve mücevheratın yanında meşhur Türk işi gümüşten yapılmış eserler, bakır, bronz hediyelik ve dekoratif eşya, seramik, oniks ve deriden mamul, üstün kaliteli, Türkiye hatıraları zengin bir koleksiyon oluştururlar.Batılı yazarlar, seyahatname ve anılarında Kapalıçarşı’ya geniş yer ayırmışlardır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/bir-tarih-kapali-carsi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Felsefeye Giriş; Kimsesiz Topraklar</title>
		<link>http://www.utopyam.com/felsefeye-giris-kimsesiz-topraklar/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/felsefeye-giris-kimsesiz-topraklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 17:46:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ütopyam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale ve Köşeyazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Giriş]]></category>
		<category><![CDATA[Kimsesiz]]></category>
		<category><![CDATA[Topraklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[
Kitle iletişim araçları zamanı oldukça kısaltmış, elektrik enerjisi geceyi gündüze çevirmiştir.Robotlar, insan enerjisi ve emeğin harcanmasını ve insanın yıpranmasını öner hale gelmiştir.Bilgisayarlar ve onların oluşturduğu otomasyon sistemleri, insanlığın bilgisinin
tümünü birkaç diskete sığdırabilecek ve saklayacak imkanlar yaratmıştır.Günümüzde yapay zeka fısıltıları her geçen gün artarken insanoğlu maalesef kendini boşvermişliğin girdabında umutsuzça savaşmakta bulmuştur.Kimisi ise bu umutsuzca devinimlerken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/soil.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/soil-227x300.jpg" alt="" width="227" height="300" class="alignnone size-medium wp-image-759" /></a><br />
Kitle iletişim araçları zamanı oldukça kısaltmış, elektrik enerjisi geceyi gündüze çevirmiştir.Robotlar, insan enerjisi ve emeğin harcanmasını ve insanın yıpranmasını öner hale gelmiştir.Bilgisayarlar ve onların oluşturduğu otomasyon sistemleri, insanlığın bilgisinin</p>
<p>tümünü birkaç diskete sığdırabilecek ve saklayacak imkanlar yaratmıştır.Günümüzde yapay zeka fısıltıları her geçen gün artarken insanoğlu maalesef kendini boşvermişliğin girdabında umutsuzça savaşmakta bulmuştur.Kimisi ise bu umutsuzca devinimlerken kendilerini kurtarmış ve insanlığa neleri gördüklerini anlatmaya çalışmışlardır.Ancak onların görmek istemediklerini nasıl gösterebilirler ki? Eğer mutluluk için umutsuzca savaşmayı bırakmış olsaydık;belki daha mutlu olabilirdik.Kuşkusuz Pandora’nın Kutusundan çıkan ve kimine göre insanın acı çekmesine neden olan, kimisine göreyse hayatta kalabilme güdümümüzün tek dayanağı olarak görülmüştür,UMUT.Filozofaların en büyük umudunu bilgeliğe ulaşma durumu teşkil ediyordu.Bizim burda yapmaya çalıştığımız felsefeye girişle beraber düşünce tarzlarına genel görüş sahibi olabilmeyi sağlamaktır.Küçük bir tavsiye,önyargılarınızı,inançlarınızı,peşin kabullenmişliğinizi ,okurken bi kenarda bırakmanız.İlk başta fazla bi değişim beklemeyin.İlerleyen yazılarda ve filozofları ve onların felsefelerini okurken çok daha felsefik düşünüşe adım atıcaksınız.Daha da önemlisi kendi görüşlerinizle yüzyıllar önce yaşamış düşünürlerin görüşlerinin örtüştüğünü gördükçe daha da sıkı sarılacaksınız.Şu sözü asla unutmayın;Gerçeğin efendisi olamayanlar;Yalanların Kölesi olurlar.Ki yalanların kölesi olanların tek dayanağı “Cehalet Mutluluktur” İşte burdaki ilk yazımızda kısaca felsefe, filozof,din ve bilim arasındaki etkileşimden bahsediyoruz.</p>
<p>Felsefenin amacı önyargısız,kapsamlı,akla dayalı ve iyi temellendirilmiş tutarlı bilgi elde etmek olmuştur.Felsefi bilgi, kişisel ve yaratıcıdır.Felsefe kuşkusuz ki bilimin sonuçlarından yararlanır ama her düşünür bu sonuçları kendisine göre yeniden biçimlendirir ve kendi yorumunu da ekler.İşte bu nedenle bilimde olduğu gibi bir olguyu benimsemek konusunda bir zorlayıcılığı söz konusu olamaz.Bilimlerin hepsi doğruyu arar;ama doğrunun ne olduğunu yanızca felsefe araştırır.Şöyleki İyi buğday elde etmek için nelere ihtiyaç olduğu sorusuna;iyi tohuma, verimli toprağa, uygun miktarda yağmura ve güneşe, gübreye ve zararlı otlardan ayıklanmaya diye bir cevap verebiliriz.Ancak insanların mutlu ve başarılı olmalarını sağlayacak koşullar nelerdir? Sorusuna bilimsel olarak cevaplar bulmak pek kolay birşey değildir.İşte insanlar bu yüzden bugün felsefeyi ayakta tutmuşlardır.Çünkü kesinliğin değişmez ifadesi olarak gördüğümüz bilim bile felsefeye muhtaç durumdadır.</p>
<p>Filozofların büyük bölümü düşünceleriyle ve yaşam biçimleriyle bulundukları toplumlardan farklı olmuşlardır.Filozofların toplumları tarafından farklı algılanmalarının en önemli nedeni, çevrelerinin inançları, tutkuları veya alışkanlıklarını benimsemek yerine onları bağımsız kalarak sorgulayabilmelerinden gelmektedir.Onlar alışkanlıklarını bir tarafa bırakarak herşeyi yeniden öğrenmeye ve anlamlar yüklemeye çalışmışlardır.Hakikat Yoldaşlığının yükümlülüğü inandırmak değil,tam aksine düşündürmektir.Herkes kendi bakış açısını temel bilgilerden giderek kendi çabasıyla kurmalıdır.Filozof, her zaman diğerinin deneyimlerini paylaşan kişidir.Ne zaman iki aydın birbirleriyle zıt fikirlere sahipse, birbirlerinden öğrenecek bir şeyleri var demektir.Hoşgörü, bireye kendinden başka türlü düşünenlerin olduğunu öğretir ve kabullendirir.<br />
Hoşgörüyle birlikte, saygı gösterme konusunda anlaşması örtük bir sözleşme imzalanır.Böyle bir anlaşma yapmaktaki amaç herkesin serbestçe konuşabileceği, tepki gösterebileceği düşüncelerini ifade edebileceği ve araştırma yapabileceği bir ortam yaratmaktadır burada kişisel hoşgörü beklenir fakat görüş birliği beklenmez karşılıklı bir saygı ortamında, anlaşmamakta anlaşmak esastır.</p>
<p>Felsefe öğrenmek, ahlakımızı düzenlemede bu dünyadaki hayatımızı kontrol etmek için, adımlarımıza öncülük etmek için gözlerimizi kullanmaktan çok daha önemli ve çok daha gereklidir.Yalnız kaba hayvanlardır ki, durmaksızın vücutlarını besleyecek yiyeceği aramakla uğraşır;ama varlığın başlıca bölümünü oluşturan insan-ruh bütünleşmesinde ,asıl amaç ruhun temel yiyeceği olan bilgeliği aramak olmalıdır.Filozof denildiğinde çoğunlukla “Her şey hakkında bilgi sahibi olan kişi” zannedilir.Oysaki asıl filozof, her şeyi bilen değil, bilgiyi, bilgeliği seven, erdemli ve mutlu bi yaşam sürebilen kişidir.Filozof,görüşlerinin düzenli ve çelişkiden uzak olması, kendi içlerinde bir bütün oluşturması için büyük bir çaba harcar. Önceliğimiz kendimizi tanımak olmalıdır.Düşünsellikte kendimizi tanımalıyız ve ahengi yakalamalıyız.Her insanın, kendini felsefe incelemesine kendini veren kimselerle, özel olarak bir arada yaşaması yararlı olduğu gibi, asıl kendinin felsefeyle uğraşması, hiç şüphe yok ki,ölçülemez derecede çok iyidir.Nitekim insanın kendini yöneltmek ve yönetmek için<br />
kendi gözlerinden yararlanması, şüphesiz gözü kapalı olarak başkalarının ardında yürümekten çok daha yararlıdır.;eğer gözü kapalı gitmeyi seçtiyseniz,son durumdaki gibi onların ardından ilerleyin.Hiç olmazsa gözü kapalı kendi belirsizliğinize sürüklenmekten iyidir.. Platon’un Devlet kitabında dediği gibi “Gerçeği görmek uzun ve sarp yolardan geçmekle olanaklıdır.”Bu yolları geçip gerçeği gören, diğer insanlara bu gerçeklei anlatmakta ve onları ikna etmekte zorlanabilir;Fakat gerçek felsefeci her türlü zorluğa katlanmasını bilen ve gerçeğin sevgisiyle<br />
yanıp tutuşan kişidir.Bu nedenle felsefi tavır sahibi olmak; sabırlı olmayı , sürekli istemeyi ve zorluklara katlanmayı gerektirir.”Zaten mutluluğumuzun seviyesini çektiğimiz acılar belirlemektedir.Aynı derecede de bilgimizin seviyesini bilmediklerimiz belirlemektedir.</p>
<p>Felsefe yapan insan için kendiliğinden anlaşılır, apaçık hiçbir olgu yoktur.Onun için herşey bi problem niteliğindedir ve filozof her şeyin anlamını kavramak, bilmek ister.Filozofun bu davranışı şöyle örnekleyebiliriz.Diğer insanlar yere baktıklarında hareket<br />
eden siyah karartılar görürler.Ama o kadar alışmışlardır ki sorgulamazlar bile.Ama filozoflar şeklin arkasındaki biçimi öğrenmek isterler.Kaynağını ve nedenlerini görmek isterler. Aristo şöyle bi mekanizmaya işaret eder..Onu da şu şekilde özetlemektedir;Bilmek bi düşünsel etkinlik sonucu olur;Fakat bilme isteği bi merak sonucu oluşur.Merak duyan birey, soru sorarak var olanı sorgulamaya başlar.Meraksa şaşkınlık yani hayret etmeyle ortaya çıkar.Felsefe tuhaflığa duyulan merakla ortaya çıkar.Böylece hayret etme;merak;bilme isteği bu şekilde gelişir.Başka bir bakış açısıyla da felsefesiz yaşamak, açmaya çalışmadan, gözü kapalı yaşamaktır;üstelik , gözümüzün görüp meydana çıkardığı bütün şeyleri görmenin ve bu araç ile renklerle ışığın uyumunu tatmanın vermiş olduğu zevki,asla felsefenin bulup meydana çıkardığı şeylerden edinilen bilginin verdiği neşeyle ölçülemez.Felsefenin en sevdiğim yönü ise kemikleşmiş olguların ve toplumlar tarafından bunlara elimizi bile süremediğimiz inançların ve bağımlılıkların körü körüne kabul edilmesine değil,onların peşin kabullerinin sıkı bir biçimde olabildiğimce bağımsız olarak sorgulanmasını bize mümkün kılmasıdır. Felsefi düşünüşün ayırt edici özelliklerinden birisi de, bizi evetlediğimiz her şey ya da çıkardığımız her sonuç karşısında, sorduğu sorularla, gerekçeler göstermeye, düşünce ve görüşlerimizin hesabını vermeye,kısacası sorgulamayı ve altında yatan amaca yöneliktir. Kişisel doyum arayışında, felsefe heyecan verici, büyüleyici ve zorlayıcı bir yol sunar.Eğer yeterince sabır gösterirsek, yeni derinlikler hisseder, yeni boyutlarda yaşarız.Yeni fikirler yabancı ve tehdit edici gibi görünseler bile,felsefe=&gt; kendimizi aşmamız ve geniş olanaklara açılmak için bizi yüreklendirir.Daha esnek ve yaratıcı düşünmemize olanak sağlar, dolayısıyla yaşamımıza yeni bir anlam ve yön verme fırsatı sağlar.Bu bağlamda zaten felsefe yalnızca öğrenilecek veya öğretilecek bir şey değildir, ayrıca<br />
yaşanılacak bir şeydir.</p>
<p>Felsefe sorulara yanıt vermek değil, yanıtları sorgulamaktır.</p>
<p>Felsefe, öğrenciyi temel sorunlar konusunda filozofların benimsediği bakış açılarının kışkırtı çeşitliliğiyle baş başa bırakır.Kişi fikirlerin bu çeşitlilik karşısında, incelemek ve mümkün olanın sınırları hakkında düşünmeye zorlanır.Amaç zihni açmak , ufku genişlet,aklı özgür bırakmaktır.W.James’in dediği gibi “felsefi çalışma, sürekli olarak bi alternatif arama alışkanlığı demektir.”Bu bağlamda felsefede problemler çok az çeşitlilik gösterirken,onlara verilen cevaplar her zaman büyük değişim içinde olmuştur.Cevapları her dönemde ve her filozofta değişmesi,bize her düşüncenin gücünü,geçmişin derinliklerine uzanan köklerinden aldığını gösterir.Yani her yeni gibi görünen özgür düşünce akımları önceki felsefi düşünüşlerin bir sentezi veya antitezi durumundadır.Bu alternatif arama güdümüz bize yeni bi felsefeyi meydana getirme olanaklarını sağlamıştır.Eğer verdiğimiz cevaplarda değişmeseydi,felsefe diye birşey olmazdı.Cevapların sürekli değişmesinin bir nedeni de felsefenin değişmez yanıtların körü körüne kabul edilmesine değil,varsayımların, ön yargıların, peşin kabullerin sıkı bir biçimde sorgulanmasını öngörür.Burada din dogmalarıyla çeliştiğini bir tür çatışma halinde olduğunu görebiliriz.Çünkü Dinin tezlerinin hepsi birer dogma niteliğindedir ve üzerinde tartışılamaz, doğruluğundan şüphe edilemez bir biçim halini almıştır.Bir dinin benimseyen kişi, evren ve insanın yaşamı konusunda bu doğruları kabul etmiş ve bunlara inanmış kişidir.Dinde, “Acaba bu böyle midir?” diye sorulmaz;çünkü din getirdiği dogmalarda her şeyin cevabını vermiştir ve inanan kimse, bu cevapları tartışılmaz doğrular olarak kabul etmiştir.Oysa felsefe tüm sorulara özgür, akla , mantığa dayalı cevaplar vermeye çalışır.Dinleri, dogmaları, inançları, gelenekleri irdeler ve eleştirir.Ancak ben dinin yanlış yorumladığımıza inanıyorum.Din eğer nasıl yaşamamız gerektiğini ve aklımızı kullanmamızı istiyorsa kendisini ve koyduğunu kuralları sorgulamamız istediğini düşünüyorum.Sonuçta eğer diğerlerinden bi farkımız varsa bu da aklımızı kullanabilmemizdir.Böyle olmasaydı hayvanlardan ne farkımız kalırdı.Burda S.Butler’in şu sözü dikkate alınmalı “Belki imanla çok az şey yapabilirsiniz, ama onsuz hiçbir şey yapamazsınız” İnsan varlığının bir beden kadar bir ruha da sahip olduğu unutulmamalıdır.İnsan, gerçek amacına yalnızca maddi tatminlerle ulaşamaz.O, gerçek amacına ruhsal ihtiyaçlarını karşıladığı zaman ulaşabilir.İnsanın ruhsal ihtiyaçlarının başında ise engel olamadığımız merakımızı giderme, öğrenme, evreni ve kendimizi anlama, dünyada geçen yaşamını anlamlandırma isteği vardır.İşte bu yüzden felsefe vardır ve işte bu yüzden nerden başlarsak başlayakım bi şekilde bir şeye iman gerekir.Felsefe yaşamın anlamına ulaşma çabasıdır.Gerçeklikle sağlam ilişkiler kurmamız ancak felsefenin sağladığı düşünce devrimiyle olasıdır.Felsefenin sorularının büyük bölümünü “Nedir?”sorusu oluşturur.”Nedir?” sorusuna verilecek cevaplarda kesinlik olmayacağından felsefede bilimdeki gibi bi kesinlik aramak boşunadır.Felsefenin özü, herhangi bir bilgiye sahip olmak değil, o bilgiyi aramak, amaç edinmektir.Bu nedenle felsefede cevaplardan çok,sorular önemlidir.Felsefeye merak duyanlar öncelikle sonuçlara bakarlar.Aradıkları yaşamları hakkında hazır cevapları bulmayı umut ederler.Eğer cevapları bulamazlarsa felsefeden uzaklaşmaya başlarlar ve onu sevmezler.Binlerce yıldır insanlar bu şekilde sonuçlar elde etmeyi hayal etmişler ancak hep bu konuda hayal kırıklığına uğramaya mahkum kalacaklardır.Bacon “Filozoflar yüksekte oldukları için çok az ışık veren yıldızlara benzerler.”derken felsefenin insandan her geçen gün daha da uzaklaştığını ve anlamlaşsızlaşdığını belirtiyor.Ama bunu bi alın yazısı gibi görmektense, insanlara yaklaştırmayı amaçlamıştır.Bacon’un bu dileğini<br />
Diderot’ta daha da belirginleştirmiştir:”Felsefeyi halka götürmekte acele etmeliyiz,Filozoflar ilerlesin istiyorsak, halkı filozofların bulunduğu noktaya taşımak zorundayız.”</p>
<p><strong>Uğur Rahmi Demir (EfLaTuN)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/felsefeye-giris-kimsesiz-topraklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Felsefe İle İlgili Bir Yazı</title>
		<link>http://www.utopyam.com/felsefe-ile-ilgili-bir-yazi/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/felsefe-ile-ilgili-bir-yazi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 17:41:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ütopyam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale ve Köşeyazıları]]></category>
		<category><![CDATA[düşünmek]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Niestzche]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=747</guid>
		<description><![CDATA[Niestzche Demişki;
‘’İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.’’
Doğdumuz zaman üstümüze bir kalıp yerleştirdiler tek düze bir yaşamın bir parçası olmamız için beynimize pranga vurdular.Düşünme içgüdümüzü alıp derin karanlıktaki bir hücreye tıktılar.Zaman içinde sadece yaşayan nefes alan yani sadece yaşamak olan bir nevi bitki olduk fotosentez yaptık çoğu zaman aç kaldık fakat bunun farkına varmadık.Açlığımızı bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/dusunmek1.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/dusunmek1.jpg" alt="" width="132" height="103" class="alignright size-thumbnail wp-image-751" /></a>Niestzche Demişki;</p>
<p><em>‘’İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.’’</em></p>
<p>Doğdumuz zaman üstümüze bir kalıp yerleştirdiler tek düze bir yaşamın bir parçası olmamız için beynimize pranga vurdular.Düşünme içgüdümüzü alıp derin karanlıktaki bir hücreye tıktılar.Zaman içinde sadece yaşayan nefes alan yani sadece yaşamak olan bir nevi bitki olduk fotosentez yaptık çoğu zaman aç kaldık fakat bunun farkına varmadık.Açlığımızı bazı insular fark edip düşünmeye çalıştılar bazıları başardı bazıları yarı yolda kaldı.</p>
<p>Niestzche Demiş ki;<br />
<em>‘’Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az …’’</em></p>
<p>Düştüğümüz zaman hiç bir zaman kalmayı denemedik bize öğretilen o kadar basit ki bu basitliğin dışına çıkamadık.İmkansız sınırlar vardı ve bu sınırları çiğnemek günah oluyor.Eğer cenneti hayal ediyorsan onu kazanman gerek kazanmak içinse bitki olman gerek ‘’çizgileri belirtilmiş radikal olan insaların çizdiği çizğiler doğrultusunda yaşamalısın…<br />
Bana gore dünya kocaman bir hayal bulutundan ibaret ve hiç bir yaratıcının var olmadığı düşünüyorum.Düşünüyorum çünkü böyle düşündüğüm zaman düşünme duygumu hissediyorum düşünürken sınır tanımıyorum .</p>
<p>Düşünce yetimi karanlık hücreden çıkarana kadar çok acı çekmek zorun kaldım afaroz edildim biraz lanetlendim kötü bakışlara bakamak zorunda kaldım.Fakat prangaları söküp düşünmeye yeniden başladığım zaman var olduğum gerçeni hissettim.Benim için o zaman su normal bir şey değil insane normal bir canlı olmanın dışına çıktı yaratılıştaki o mükenmeliyetçiliği, keşvettim.O zaman inanmaya başladım bir yaratan var iyi yada kötü olan ulu bir canlı var.Biraz epikürist oldum bir stoacı mutluluk kavramlarım biraz değişti.Benim için en büyük mutluluk zihnim yerinde olması ve sürekli düşünmek oldu.</p>
<p>Bütün kimlik kayıplarımı tekrar kazandım üstüme giydim kişiliklerimi birer kazak gibi sonra etrafıma bakıp kısır döndüğün dışana çıktığım için mütevazi olmayan bir tavır ile sırıttım.Tek düze olmayı farklı olmaya tercih edip dışlanmış duygusunuda kabullendikten sonra bütün tabular yok olmuş sınırsız bir dünya ile karşı karşıya geldim.Aldığım nefesin tadı değişmişti.Hayallerim düşünme içgüdüm ile birleşip sınırsız bir dünya kurdum.Ada’mı buldum ütoyopik oldum.</p>
<p>Yalancı şairlerin kurduğu sahte dünyanın üstüne aşıklar cennetinin üstüne bir yenisini acı çekerek ekledim.Sonucunda sonsuz bir mutluluk ile karşı karşıya kaldım.Kafamda dolaşan her soru işareti için cevap arama heyecanı ile dolup taştım.İşte bu yüzden felsefe dedim.Var olduğumu sadece düşünerek ispatlıyorum bu salt ve soyutlaşmış insanlık hergün biraz daha dibe inereken yukara çıkma tadı ile orgasm oldum.Varım ve var olucam.</p>
<p>Descartes Demişki;<br />
<em>‘’Düşünüyorum öyleyse varım…’’</em>,</p>
<p>Uzun ve yorucu cümlelerin sonunda bence Descaretes son noktayı gayet güzül koyuyor.Düşünmek ile varlık arasında güzel ilişkiyi ayrılmaz bütünü üç kelimelik bir cümle ile önümüze servis ediyor.İnsanın varlık amacını kazanması ve devam etmesi için en önemli unsur düşünmek iken bunu inançlarımız ile kısırlaştırmak ve yok etmeye doğru yolmak yaratılış amacına ters düşün bişidir.</p>
<p>Düşündüğünü,düşündüğü biliyorum çünkü düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ali Yıldırım (Slevin)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/felsefe-ile-ilgili-bir-yazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonsuzluk</title>
		<link>http://www.utopyam.com/sonsuzluk/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/sonsuzluk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 15:09:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ütopyam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale ve Köşeyazıları]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[herakleitos]]></category>
		<category><![CDATA[hobbes]]></category>
		<category><![CDATA[platoni thomas more]]></category>
		<category><![CDATA[thales]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=646</guid>
		<description><![CDATA[Felsefe kadar uçsuz bucaksız bir alan daha var mıdır? Sınırı olmayan, kuralları olmayan… Şimdi diyeceksiniz ki; bize okulda bir sürü kural öğretildi. Haklısınız… Ama o kurallar felsefeyi yapmak için değil, anlamak için gerekir. Anladıktan sonra yapmanız için size kim kural dayatabilir? Eğer öyle olsaydı evrenin kaynağını araştıran ilk filozoflar hep aynı şeylere takılırdı; oysa kimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/felsefe.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/felsefe.jpg" alt="" width="108" height="120" class="alignright size-thumbnail wp-image-648" /></a>Felsefe kadar uçsuz bucaksız bir alan daha var mıdır? Sınırı olmayan, kuralları olmayan… Şimdi diyeceksiniz ki; bize okulda bir sürü kural öğretildi. Haklısınız… Ama o kurallar felsefeyi yapmak için değil, anlamak için gerekir. Anladıktan sonra yapmanız için size kim kural dayatabilir? Eğer öyle olsaydı evrenin kaynağını araştıran ilk filozoflar hep aynı şeylere takılırdı; oysa kimi su, kimi ateş, kimi toprak, kimi ruh demiştir evrenin kaynağına. Onlara nerden esinleneceklerini kim söyleyebilirdi? Ya da eğer kesin kurallar olsa Sokrates’in öğrencisi Platon, Platon’un öğrencisi Aristo ve Aristo’nun öğrencisi İskender hocasına nasıl karşı çıkardı? Baktığımızda hepsi birbirinden farklı şeyler söylememiş midir?</p>
<p>Felsefe kadar derin ve sınırsız bir alan yoktur. Her filozofta farklı bir felsefe vardır. Kimsenin söylediği diğerine benzemez. Onları okuyan insanlar kendilerini bulmak yerine kaybederler. Felsefenin daha derinine inmek isterken bir de bakarlar ki onlardan biri olmuşlar. </p>
<p>Descartes’in <strong><em>“Düşünüyorum, öyleyse varım”</em></strong> sözleriyle başlanır felsefeye. İnsan düşünmeye başlar, <em>“evet, var olmak için düşünmeliyim”</em> der. Sonra içinde yaşadığı evreni düşünmeye başlar. Thales’i görür; felsefenin babası… Evren nasıl oluştu sorusuna yanıt ararken filozofların yaşadıkları yerden etkilendiğini görürüz. Sonra Herakleitos çıkar karşımıza <strong><em>“Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz”</em></strong> demiştir. Değiştiğinizi fark edersiniz. Değişimi bundan güzel anlatabilir mi insan? Belki de anlatabilir yeni gelen bir filozof, neden olmasın? </p>
<p>Sonra insan kendini bırakıp topluma yönelir. İlk olarak Platon çıkar karşısına; <strong><em>“Ya krallar filozof olacak, ya da filozoflar kral”</em></strong> der açık ve net. Çoğu insan demokrasiye aykırı bulsa da bir doğruluk payı verir bu söze. Yöneticiler bilge olmalı ki ülke güzel yönetilsin. Sonra Thomas More düşer aklımıza “<strong>Ütopya</strong>”sıyla ileride nasıl bir ülkede yaşamak istediğini düşündürür herkese. Sosyal konuları incelerken bir de bakarsınız Hobbes’a denk gelmişsiniz ve size <strong><em>“insan insanın kurdudur”</em></strong> demiş. Düşünmeye başlamışsınız; <em>“neden böyle düşünüyor?” </em>diye ve fark etmeden insanları anlamaya başlamışsınız.</p>
<p>Felsefe kadar uçsuz bucaksız bir alan yoktur.  İstediğiniz konuyu düşünebilirsiniz, yeter ki bir soru sorsun. O soruya cevap ararken yeni sorularla karşılaşır, onları da çözmeye çalışırsınız. İçine düştüğünüz bu sonsuzlukta bir kara parçası yakalayıp çıktığınızda fark edersiniz dünyayı; daha önce hiç görmediğiniz güzellikte, hiç görmediğiniz şekilde, hiç görmediğiniz ayrıntılarla daha dolu gelir dünya. O zaman yaşamaya değer bir yerde olduğunuzu anlarsınız. Sorularınız eksik olmasın hayatta…</p>
<p><strong>Ayça Çiçek</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/sonsuzluk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jean-Jacques Rousseau</title>
		<link>http://www.utopyam.com/jean-jacques-rousseau/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/jean-jacques-rousseau/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Aug 2008 22:15:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanor TeLrunya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Filozoflar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=499</guid>
		<description><![CDATA[Jean-Jacques Rousseau 28 Haziran 1712&#8242;de Cenevre&#8217;de dünyaya gelen Fransız yazar, düşünür, politika ve müzik teorisyenidir.
on yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau,daha sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 1728-1738 yılları arasında değişik işler yaparak, uşak, sekreter, müzik hocası, tercüman olarak Fransa, İtalya ve İsviçre&#8217;de dolaşmıştır. Fransa&#8217;da yazıları yasaklanınca daha sonra aralarının açıldığı dostu David [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/180px-jean-jacques_rousseau_28painted_portrait29.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/180px-jean-jacques_rousseau_28painted_portrait29-150x150.jpg" alt="" title="180px-jean-jacques_rousseau_28painted_portrait29" width="150" height="150" class="alignleft size-thumbnail wp-image-770" /></a>Jean-Jacques Rousseau 28 Haziran 1712&#8242;de Cenevre&#8217;de dünyaya gelen Fransız yazar, düşünür, politika ve müzik teorisyenidir.</p>
<p>on yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau,daha sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 1728-1738 yılları arasında değişik işler yaparak, uşak, sekreter, müzik hocası, tercüman olarak Fransa, İtalya ve İsviçre&#8217;de dolaşmıştır. Fransa&#8217;da yazıları yasaklanınca daha sonra aralarının açıldığı dostu David Hume&#8217;un daveti üzerine İngiltere&#8217;ye gitti. Kalvenist olarak vaftiz olmasına rağmen daha sonra Katolikliğe geçti fakat yine Kalvenizm&#8217;e döndü. Bu sebeple şehri Cenevre&#8217;de ateist olarak suçlandı. 1749&#8242;da Diderot&#8217;nun baş editörü olduğu Ansiklopedi adlı eserin müzik bölümünü kaleme aldı.</p>
<p>İnsanın modern dünya tarafından değiştirilmemiş, öz halinin daha üstün olduğu fikri ve uygar demokrasi anlayışına alt yapı oluşturan toplumsal sözleşme öğretisiyle ün kazanmıştır. Kendisi filozof sıfatını her ne kadar reddetse de, felsefi görüşüyle bir çok filozof ve yazarı etkisi altında bırakmıştır.</p>
<p><strong>ESERLERİ</strong></p>
<p>Discours sur les Sciences et les Arts (Bilimler ve Sanatlar Üzerine Konuşma),<br />
Discours sur l’Origin et les Fondements de l’Ingalité parmi les hommes (İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Temeli ve Kökenleri),<br />
émile au de l’éducation (Emile ya da Eğiti­me Dair),nouvelle heloise<br />
Du Contrat Social (Toplum Söz­leşmesi),<br />
Les Confessions (İtiraflar)<br />
Lettre a D&#8217;Alembert sur les spectacles (Tiyatro Oyunları üstüne d&#8217;Alembert&#8217;e mektup)<br />
Julie ou la Nouvelle Héloise (Julie ya da yeni Heloise)<br />
Les Rêveries du promeneur solitaire (Yalnız Gezenin Düşleri) </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/jean-jacques-rousseau/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Voltaire&#8217;den Seçme Sözler</title>
		<link>http://www.utopyam.com/voltaireden-secme-sozler/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/voltaireden-secme-sozler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Aug 2008 22:03:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanor TeLrunya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[seçme]]></category>
		<category><![CDATA[sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Voltaire]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=481</guid>
		<description><![CDATA[
** Fikrinizden nefret ediyorum ama onu ifade etmenizi ölümüne savunurum.
** Şüphe Rahatsız Edici, Katiyet Gülünçtür.
** Tanrı, Gülmeye Korkan Bir Kalabalığa Oynayan Komedyendir.
** Bu Dünya Herşey Bana Eziyet Ediyor, Hatta Olmayan Şeyler Bile.
** Yaşam Diken Ekilmiş Bir Tarla Gibidir Ne Kadar Çabuk Ekersen O Kadar Az Acı Çekeriz.
** Delilik Nedir? Hatalı Algılayıp, Onlardan Doğru Sonuçlar Çıkarmak.
** [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/voltaire.gif"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2008/08/voltaire-201x300.gif" alt="" title="voltaire" width="201" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-767" /></a><br />
** Fikrinizden nefret ediyorum ama onu ifade etmenizi ölümüne savunurum.</p>
<p>** Şüphe Rahatsız Edici, Katiyet Gülünçtür.</p>
<p>** Tanrı, Gülmeye Korkan Bir Kalabalığa Oynayan Komedyendir.</p>
<p>** Bu Dünya Herşey Bana Eziyet Ediyor, Hatta Olmayan Şeyler Bile.</p>
<p>** Yaşam Diken Ekilmiş Bir Tarla Gibidir Ne Kadar Çabuk Ekersen O Kadar Az Acı Çekeriz.</p>
<p>** Delilik Nedir? Hatalı Algılayıp, Onlardan Doğru Sonuçlar Çıkarmak.</p>
<p>** Gerçek, Olgunlaşa Kadar Koparılmaması Gereken Bir Meyvadır.</p>
<p>** Eski Kitapları Saklarım; Yeni Olaylardan Bana Birşeyler Öğretiler Diye.</p>
<p>** Asla Yaşamayız, Daima Yaşamayı Bekleriz.</p>
<p>** İk tanrısal kişilik; ilk aptalla karşılaşan ilk sahtekardır.</p>
<p>** Yabani milletler dışında her ülke kitaplar tarafından yönetilir.</p>
<p>** &#8220;Bir çogu yanlış düşünür,<br />
Bazıları hiç düşünmez<br />
Gerisi düşünenleri kötüler&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/voltaireden-secme-sozler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
