<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ütopyam.Com &#187; Edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.utopyam.com/kategori/edebiyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.utopyam.com</link>
	<description>Gençlik ve Genel Kültür Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jun 2010 21:51:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Askerler Ölmek İçindir &#8211; Güven Kaya</title>
		<link>http://www.utopyam.com/askerler-olmek-icindir-guven-kaya/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/askerler-olmek-icindir-guven-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 11:09:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zizastorm</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[askerler]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[içindir]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1183</guid>
		<description><![CDATA[&#8230; Karakol basılır, onlarca insan ölür. Kimsenin umurunda delildir. Herkes kendi havasında, kendi dünyasındadır. Saygınlığın ne demek olduğunu bilmeyen insanlar o bar senin, bu bar benim gezerek zevzeklik yaparlar. Hadleri olmamasına rağmen ölenlerin işini iyi yapmadığından dem vururlar. Pusu kurulur, yine onlarca insan ölür. Kanı yerde kalmayacak diye ahkâm kesen insanların tuzu kurudur. Çünkü kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="askerler ölmek için" src="http://img268.imageshack.us/img268/625/l49a79199debb41fdb1053e.jpg" alt="" width="175" height="275" />&#8230; Karakol basılır, onlarca insan ölür. Kimsenin umurunda delildir. Herkes kendi havasında, kendi dünyasındadır. Saygınlığın ne demek olduğunu bilmeyen insanlar o bar senin, bu bar benim gezerek zevzeklik yaparlar. Hadleri olmamasına rağmen ölenlerin işini iyi yapmadığından dem vururlar. Pusu kurulur, yine onlarca insan ölür. Kanı yerde kalmayacak diye ahkâm kesen insanların tuzu kurudur. Çünkü kendi çocukları yoktur. Varsa bile bir şekilde bu gibi yerleri görmeden &#8220;Vatani görevlerini şereflice (?) yerine getirirler.&#8221; Biz de kendimizi paralarcasına her olaya yetişmeye çalışır dururuz, oramız buramız dağılmış vaziyette&#8230;</p>
<p>Daha da acısı yine hadleri olmadan bize duyururcasına &#8220;Ben olsam şöyle yapardım, böyle yapardım&#8221; diye ahkâm keserler. Sorarım onlara: Hiç kafalarının üstünden mermi geçti mi? Merminin havayı yırtarken çıkardığı sesi vücutlarını yırtarken duydular mı? İki saniye önce konuştuğu arkadaşının ilginç fikirler üreten beynini topraka sıvanmış halde oördüler mi? Biraz evvel zekice bakan bir çift çözün sabitleşmiş bakışını gördüler mi? Cansız bedeninin refleksif çırpınışlarına tanık oldular mı? Hayat dolu gencecik bir bedenin ölürken ve ölüme direnirken çıkardığı hırıltıları duydular mı? Hayır, binlerce kez hayır&#8230; Silahlarla sadece duran hedeflere sırf hava olsun diye ateş ederler. Silahla tanışıklıkları bu kadarla sınırlıdır. O da büyük kentlerdeki son model kapalı atış alanlarında. Ya, hedeflere zevk için doğrulttukları silahlarından çıkan mermiler birgün onlara girerse ne yapacaklar? &#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Kitabın başlığı biraz insanı şüpheye düşürse de, aslında okuduktan sonra altında yatan anlamın farkına varıyorsunuz. Öncelikle kitabın önsözü ve teşekkür kısmı, yazarın ne kadar katı bir imajı olduğunu anlamanıza yardımcı oluyor. Bu kötü mü ? Değil, elbette. Gazi olan birinden duymak insanı biraz daha farklı etkiliyor. Bunu söyleyebilirim. Yazarı tanıdığım birinin oğlu olduğu için de, özellikle belirtmem açısından faydalı olur diye düşündüm.  :)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/askerler-olmek-icindir-guven-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alacakaranlık-Yeniay-Tutulma-Şafak Vakti</title>
		<link>http://www.utopyam.com/alacakaranlik-yeniay-tutulma-safak-vakti/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/alacakaranlik-yeniay-tutulma-safak-vakti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 14:01:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>OkYaNuS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[alacakaranlık serisi]]></category>
		<category><![CDATA[alice cullen]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bella swan]]></category>
		<category><![CDATA[breaking down]]></category>
		<category><![CDATA[cullen]]></category>
		<category><![CDATA[eclipse]]></category>
		<category><![CDATA[edward cullen]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik roman]]></category>
		<category><![CDATA[jacob black]]></category>
		<category><![CDATA[kitap incelme]]></category>
		<category><![CDATA[kurtadam]]></category>
		<category><![CDATA[new moon]]></category>
		<category><![CDATA[quileute]]></category>
		<category><![CDATA[şafak vakti]]></category>
		<category><![CDATA[stephenie meyer]]></category>
		<category><![CDATA[tutulma]]></category>
		<category><![CDATA[twilight]]></category>
		<category><![CDATA[vampir]]></category>
		<category><![CDATA[volturi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1086</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir herkesin en az bir kere duyduğu bir kitap serisi , Stephenie Meyer’in Alacakaranlık dizisi. İlk kitap Alacakaranlık ile aynı ismi taşıyan filmin büyük gişe yapması ve sonunda serinin dördüncü kitabının da okuyucuyla buluşması ile bu fantastik dünya pek çok kitapseveri kendisine çekmiş durumda. İkinci kitap Yeniay ile aynı ismi taşıyan ikinci filmin de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/07/twilight1.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/07/twilight1-191x300.jpg" alt="" title="twilight1" width="191" height="300" class="alignright size-medium wp-image-1088" /></a>Bir süredir herkesin en az bir kere duyduğu bir kitap serisi , <strong>Stephenie Meyer</strong>’in <em>Alacakaranlık dizisi</em>. İlk kitap <em>Alacakaranlık</em> ile aynı ismi taşıyan filmin büyük gişe yapması ve sonunda serinin dördüncü kitabının da okuyucuyla buluşması ile bu fantastik dünya pek çok kitapseveri kendisine çekmiş durumda. İkinci kitap <em>Yeniay</em> ile aynı ismi taşıyan ikinci filmin de çekimleri devam etmekte olup bu popüler serinin müdavimleri yeni filmi de sabırsızlıkla beklemekte. Dilerseniz birlikte dört kitaptan(<strong>Alacakaranlık, Yeniay, Tutulma, Şafak Vakti</strong>) oluşan bu seriye yakından bir göz atıp, biraz karakterlerden, biraz da olay örgülerinden bahsedelim. Acaba neydi daha ilk kitabı Alacakaranlık ile büyük başarı elde eden ve Publishers Weekly dergisi tarafından <em>2005’in en çok ümit veren yazarlarından biri</em> seçilmesine neden olan Stephenie Meyer’in sırrı? (<em><strong>Kitap incelemeleri, kitaplar hakkında bazı ayrıntılara yer verebilir, bu nedenle de spoiler içerebilir</strong></em>)</p>
<p><strong>~Alacakaranlık~</strong></p>
<blockquote><p><em>“Üç şeyden emindim. Birincisi, Edward kesinlikle bir vampirdi. İkincisi, onun ne kadar güçlü olduğunu bilmediğim bu vampir yanı benim kanıma susamıştı. Üçüncüsü, ona koşulsuz ve geri dönülemez biçimde aşıktım!”</em></p></blockquote>
<p>New York Times editörlerinin seçimi, 2005 yılındaki yayınlanmış olan <strong>Alacakaranlık</strong> romanı aynı zamanda Amazon.com tarafından “<em>On Yılın En İyi Kitabı</em>” ve Publishers Weekly  dergisi tarafından “<em>Yılın Kitabı</em>” seçilmiştir. Son zamanların en çok satılan romanları arasındaki bu kitabın kapağındaki bu sözler kitabın ana kahramanı <em><strong>Bella Swan</strong></em>’a ait olup, daha kitabı elinize aldığınız anda gerilim ve romantizmin eşsiz bir birleşimine şahit olunacağının sinyallerini vermektedir. </p>
<p>Kitabın konusuna bir göz atmamız gerekirse Isabella Swan-yeni tanıştığı herkesi kibarca düzelttiği gibi “<strong><em>Bella</em></strong>” Swan, annesi ve üvey babası’nı Phoenix, Arizona’da bırakıp, babasının yanına Forks, Washington’a taşınır. Daha önce yazlarını geçirdiği kıtanın en çok yağış alan bu küçük kasabası Bella için birçok sıkıcı tatil anısı dışında pek de içaçıcı bir yer değildir. Hiçbir zaman ilginin merkezinde bulunmaktan hoşlanmayan <em><strong>Bella</strong></em> okulun ilk günü ile birlikte çoğu kişinin  nesillerdir birbirini yakından tanıdığı bu yerde bir anda ilgi odağı haline gelir. Daha okulun ilk gününde Biyoloji dersi için herkes tarafından özenilen zengin ve gösterişli Cullen ailesinin en küçük oğulları <strong><em>Edward Cullen</em></strong>’ın yanına oturduğunda pek çok kişinin gözlerini alamayacak kadar yakışlı bulduğu bu genç tarafından nefretle karşılanır. <em><strong>Bella</strong></em>’yı ilk başta oldukça sinirlendiren ve endişelendiren bu durum aslında göründüğünden çok farklı sebeplere gebedir. <em><strong>Edward</strong></em> ve ailesinin o güne kadar başarıyla gizledikleri vampir kimlikleri <em><strong>Bella</strong></em>’nın şüpheleri neticesinde riskli bir hale gelirken, asıl risk daha önce hiçbir kanın kendisini çekmediği kadar <em><strong>Edward</strong></em>’a cazip gelen kanın sahibi olan Bella’nın yaşamı için söz konusudur. </p>
<blockquote><p>‘“<em>Ve aslan kuzuya aşık olur</em>” diye mırıldanır <em><strong>Edward</strong></em>.<br />
“<em>Ne aptal bir kuzuymuş</em>” diye iç çeker <strong><em>Bella</em></strong>..<br />
“<em>Ne hasta ve mazoşist bir aslanmış</em>”.’ </p></blockquote>
<p>Sözleriyle bu imkansız gibi görünen aşkla dudağımızda oluşan tebessüm, kitabın ilerleyen kısımlarındaki olay örgüsü içinde yerini merak ve gerilime bırakmaktadır. Belki de tüm vampirler, Cullen ailesi kadar ‘<em>evcil</em>’ değildir..</p>
<p><strong>~Yeniay~</strong></p>
<blockquote><p><em>“Çok garipti, ikimiz de ölümcül bir tehlike içerisinde olduğumuzun farkındaydım. Yine de kendimi iyi hissediyordum. Kalbim yerinden fırlayacak kadar hızla atıyor, kanım damarlarımda sıcacık akıyordu. Ciğerlerim Edward’ın teninden gelen tatlı mayhoş bir kokuyla dolmuştu. Sanki göğsümde hiç delik olmamıştı. Harika hissediyordum, iyileşmemiştim ama sanki hiç yaralanmamış gibiydim.”</em></p></blockquote>
<p>Stephenie Meyer’in Alacakaranlık serisinin ikinci kitabı olan <strong><em>Yeniay</em></strong>, 2006’da basılmış olup kitapla aynı ismi taşıyan filmin 2009 yılı Kasım ayında gösterime girmesi planlanmaktadır. Kitap, ilk kitapta birbirlerine kaçınılmaz bir biçimde aşık olan <em><strong>Bella</strong></em> ve <em><strong>Edward</strong></em>’ın ilişkisindeki <strong><em>Bella</em></strong> açısından büyük bir problemin dile getirilmesiyle başlıyor. Sonsuza kadar onyedi yaşında kalacak olan Yunan Tanrıları kadar çekici ve yakışıklı <em><strong>Edward</strong></em>’ın aksine <em><strong>Bella</strong></em>, giderek onsekizine yaklaşmaktadır. Bu durum yeterince can sıkıcıyken bir de <strong><em>Alice Cullen</em></strong>&#8216;ın engellenemez doğum günü partisi organize etme coşkusuyla baş etmek zorunda kalır. Katılmak zorunda kaldığı kendi doğum günü partisinde <em><strong>Bella</strong></em>’nın peşini aksilikler bırakmaz. Oysa bu aksilikler çok daha büyük problemlere yol açacaktır.. </p>
<p><strong><em>Bella</em></strong>’nın vampirlerle birlikte geçirdiği her anın onun hayatını tehlikeye atmaktan başka bir şey olmadığını düşünen <em><strong>Edward</strong></em>, ondan ayrılmanın onun için en doğru şey olduğuna karar verir. Bu son derece acı veren ve sancılı süreçte Bella yalnızca yaşamını devam ettirmesi için gereken günlük aktivitelere devam eder ancak acı onu ruhsuz ve tepkisiz bir bedene dönüştürmüştür. Onun tek dayanağıysa çocukluk arkadaşı <strong><em>Jacop Black</em></strong> haline gelir ve birlikte <strong><em>Quileute</em></strong> topraklarında vakit geçirmeye başladıktan sonra <strong><em>Bella</em></strong>’nın <strong><em>Jacop</em></strong>’a verdiği değer de giderek artmaktadır. Fakat bu <strong><em>Jacob</em></strong>’ın da yerel efsanelere konu olan fantastik kahramanlardan biri olduğunu anlamasıyla da değişmez. <strong><em>Jacob</em></strong> bir kurt adamdır, fakat hala aşık olduğu vampirini fena halde özleyen <strong><em>Bella</em></strong> için bu hiç de garip değildir. Belki de <strong><em>Bella</em></strong>, <strong><em>Edward</em></strong>’ın düşüncelerinin aksine asıl şimdi tehlikededir..</p>
<p>Bir gün <strong><em>Alice</em></strong>’in çıkıp gelmesiyle <em><strong>Bella</strong></em> bu kez de <strong><em>Edward</em></strong>’a ait bir şeyleri yeniden görme şansını elde ederken yaşadığı umutsuz sevinçle onu yeniden kaybedebileceğinin dehşeti arasında kalır. Forks’tan İtalya’ya kadar uzanan eşsiz macera heyecanın doruk noktasına kadar çıktığı, ardından yerini en köklü vampir ailelerinden biri olan <strong><em>Volturi</em></strong> ailesiyle gerilime bırakır. Aslında dünya normal insanların gözlerinden uzak pek çok efsanenin iç içe geçtiği karanlık ve bir o kadar da gizemli bir fantastik masaldır..</p>
<p><strong>~Tutulma~</strong></p>
<blockquote><p>
<em>“Bu ölüm sessizliği sırasında, her şey bir anda yerli yerine oturdu. Edward’ın bilmemi istemediği bir şeydi. Jacob’ın ise benden saklamak istemediği bir şeydi. Cullenlar’ın ve kurtların ormanda olduğu ve iki taraf için de aynı derecede tehlikeli olan bir şey..</p>
<p>Beklediğim ve bir daha olacağını bildiğim ama asla olmasını dileyemeyeceğim bir şeydi bu. Asla bitmeyecekti, değil mi?”</em></p></blockquote>
<p>Serinin üçüncü kitabı <strong>Tutulma</strong> 2009’da Türkçe olarak basılmıştır. İki kitaptır okuyucuları soluksuz bırakan efsanevi vampir aşk hikayesi bu kez daha da derinleşmiştir. Çocukluk arkadaşı kurtadam <strong><em>Jacob Black</em></strong>’in kendisine bir arkadaşlıktan fazlasını hissettiğini bilen <em><strong>Bella</strong></em>, <strong><em>Edward</em></strong>’a olan aşkının onunla arasındaki dostluğa gölge düşürmesine engel olamaz. Oysa vampirler ve kurtadamlar arasında bunun dışında yüzyıllardır süregelen bir düşmanlık da vardır. Onları ortak bir noktada birleştirecek olan şeyse iki tarafın da düşmanı olan bir tehlikenin <strong><em>Bella</em></strong> için Seattle’a geri dönmüş olmasıdır. Seattle kasabasında önüne geçilemeyen bir dizi garip cinayet ve kayıp vakasının ardında aslında belki de intikam peşindeki eski bir düşman vardır.</p>
<p>Bir yanda <strong><em>Jacop</em></strong> ve <strong><em>Edward</em></strong> arasında bir seçip yapmak zorunda olmasının sıkıntısı, diğer yanda babası <strong><em>Charlie</em></strong>’yi tüm bu sırlar dünyasının dışında tutma çabaları arasında Bella’nın mezuniyet günü de giderek yaklaşmaktadır. Zor kararı için bir milat gibi gördüğü mezuniyet, yaşam ve ölüm arasındaki seçimini sorgulamasına sebep olur, oysa seçimini çoktan yapmıştır. Tek sorun bu kararın yalnızca onu ailesinden uzak durmak zorunda bırakacak olması değil, aynı zamanda kurt adamlar kabilesi ile vampirler arasındaki anlaşmanın da bozulmasına neden olacaktır. Ancak belki de <strong><em>Bella</em></strong>’nın kararının hayata geçmesinden önce iki tarafın da öncelikli hedefi onu giderek yaklaşan tehlikeye karşı hayatta tutmaktır. </p>
<p><strong><em>Bella Swan</em></strong>’ın biricik aşkı <strong><em>Edward Cullen</em></strong> ile hayattaki en yakın dostu <strong><em>Jacob Black</em></strong> arasındaki kafa karışıklıklarının ağır bastığı <strong>Tutulma</strong>, tüm okuyuculara oldukça tansiyonu yüksek anlara da gebe. Her an <strong><em>Bella</em></strong>’nın içinde bulunduğu tehlikelere en yakından şahit olup, yüzyıllardır süregelen düşmanlıkların nasıl bir ittifaka dönüşebileceğini bir solukta okuyacaksınız. </p>
<p><strong>~Şafak Vakti ~</strong></p>
<blockquote><p><em>“Bir vampiri sevdiğinizde, seçim hakkınız kalmaz. Bunun sevdiğiniz kişiyi inciteceğini bile bile nasıl kaçar, nasıl savaşırdınız? Sevdiğinize verebileceğiniz tek şey hayatınızsa, nasıl vermemezlik ederdiniz? Ya onu gerçekten seviyorsanız?”</em></p></blockquote>
<p>Milyonlarca okur tarafından heyecanla beklenen Alacakaranlık serisinin son kitabı olan <strong>Şafak Vakti</strong>, 2009 yılında Türkçe olarak yayınlanmıştır. Kitabın İngilizce baskısı 2 Ağustos 2008 tarihinde üç milyon yedi yüz bin kopya olarak piyasaya sürülmüş ve bir günde bir milyon üç yüz bin satmıştır. Serinin bu son kitabında kahramanlarımız yine aşktan nefrete, düşmanlıktan dostluğa uzanan olay örgüleriyle kimi zaman dehşetle nefesimizin kesilmesine, kimi zamansa bir tebessümle gözlerinizin dolmasına sebep oluyor. </p>
<p><strong><em>Bella </em></strong>oldukça kararlı olduğu seçimiyle yaşamayı değil ölümsüzlüğü tercih etmiştir, ancak <strong><em>Edward</em></strong>’ın bunu kendisine vermek için bir şartı vardır, önce onunla evlenmesi.. <strong><em>Bella</em></strong>’yı oldukça zorlayan bu şart, yukarıdaki sözlerinden de anlaşılacağı gibi oldukça zor görünse de yerine getirmesi kaçınılmazdır. Kitabın başındaki mutlu tören ve ardından gelen balayı anılarıyla çok uzaklarda, okyanustaki bir adaya kadar keyifli bir yolculuk okuyucuyu bekliyor. Ancak <strong><em>Bella</em></strong>’nın tüm tehlikeleri üzerine çeken kötü şansı bu kez de karnındaki beklenmedik şişlikle karşımıza çıkıyor. Peki hala insan olan <strong><em>Bella</em></strong>’nın bir vampir olan <strong><em>Edward</em></strong>’dan hamile olması mümkün müydü? </p>
<p><strong><em>Cullen</em></strong> ailesini de kurtadamları da şok eden bu gelişme <strong><em>Bella</em></strong> için oldukça sıkıntılı bir dönem anlamına da gelmektedir. İçinde büyüyen bu <em>‘şey’</em> için ilk tanışmalarından beri kendisinden hoşlanmayan bir <em><strong>Cullen</strong></em> üyesi ile iş birliği yapacak, içten içe kemiklerini kırıp onu öldürmesine rağmen onu vazgeçemeyeceği kadar sevecektir. Herşeyin ters gitmesi durumuna karşı da <strong><em>Bella</em></strong>’nın elbette bir planı vardır, peki ya  zaten çoktan yapmış olduğu seçimi onu ölümsüzlüğe götürürken karnındaki için de kurtulma sağlayacak mıdır? </p>
<p>Kitabın ilerleyen kısımlarında <strong>Tutulma</strong>’da omuz omuza savaştıkları kurtadamların vampir ailesi <strong><em>Cullen</em></strong>lara karşı da bakış açısı yeniden değişir, bu bebek belki de onların yüzyıllardır korumak için savaştıkları insanlar için bir tehlike oluşturacaktır. Sonunda pek çok şey yoluna girdiği andaysa tüm vampirlerin saygılı bir temkinle andıkları soylu <strong><em>Volturi</em></strong> klanının işlere dahil olması kaçınılmazdır.. </p>
<p>Son satırına kadar büyük bir hevesle tek solukta okuyabileceğiniz <strong>Şafak Vakti</strong>, belki de pek çok kişinin serinin en sevdiği romanı haline geldi bile. Kimi zaman aşkla, kimi zamansa dehşetle harmanlanmış satırlar birbiri ardına akarken belki de kendinizi kitabın sonlarına doğru bir göz atmaktan alıkoyamayacaksınız. Edebiyatta eşine zor rastlanır bir karışım olan gerilim-romantik tarzdaki seri ile başarıyı yakalamış olan <em>Meyer</em>, son kitabındaki şu alıntıyla da kalplerde yer etmiştir. </p>
<blockquote><p>““<em>Korkma</em>,”diye mırıldandım.</p>
<p>“<em>Biz birbirimize aidiz.</em>”</p>
<p>Kendi kelimelerimin doğruluğuyla ben de bir anda şaşkına dönmüştüm. Bu an öyle kusursuz, öyle gerçekti ki, hakkında şüphe etmenin yolu yoktu. Kolları bana dolanmış, beni öyle sarmalamışken… Vücudumdaki her hücrenin gerçekten canlı olduğunu hissedebiliyordum.</p>
<p>“<em>Sonsuza kadar,</em>”diyerek onayladı beni.”</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/alacakaranlik-yeniay-tutulma-safak-vakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürk Mantolu Madonna</title>
		<link>http://www.utopyam.com/kurk-mantolu-madonna/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/kurk-mantolu-madonna/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 23:30:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pleione</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kürk Mantolu Madonna]]></category>
		<category><![CDATA[Maria Puder]]></category>
		<category><![CDATA[Raif Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1073</guid>
		<description><![CDATA[
1907&#8242;de doğan ve 1948&#8242;de yaşama veda eden Sabahattin Ali&#8217;nin 1943&#8242;te yayınlanan üçüncü romanı &#8220;Kürk Mantolu Madonna&#8221;, dil öğrenmek ve iş bulmak için Almanya&#8217;ya giden Raif Bey&#8217;in oradaki yaşamını ve bir ressam olan ve aynı zamanda bir gece kulübünde şarkı söyleyen Maria Puder&#8217;in aşkını anlatıyor.
Sabahattin Ali,toplumsal içerikli eserleriyle ve dönem hükümetine olan karşıtlığıyla tanınır. Roman dışında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/07/kurk-mantolu-madonna.png"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/07/kurk-mantolu-madonna-211x300.png" alt="" title="kurk-mantolu-madonna" width="211" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-1074" /></a></p>
<p>1907&#8242;de doğan ve 1948&#8242;de yaşama veda eden Sabahattin Ali&#8217;nin 1943&#8242;te yayınlanan üçüncü romanı &#8220;Kürk Mantolu Madonna&#8221;, dil öğrenmek ve iş bulmak için Almanya&#8217;ya giden Raif Bey&#8217;in oradaki yaşamını ve bir ressam olan ve aynı zamanda bir gece kulübünde şarkı söyleyen Maria Puder&#8217;in aşkını anlatıyor.</p>
<p>Sabahattin Ali,toplumsal içerikli eserleriyle ve dönem hükümetine olan karşıtlığıyla tanınır. Roman dışında, çeviri, öykü dalında eserler vermiş ve Aziz Nesin ile birlikte siyasi mizah dergileri de çıkarmıştır.</p>
<p>Sabahattin Ali, öğretmen okulunu bitirmiş ve Anadolu&#8217;nun çeşitli illerinde ilkokul öğretmenliği yapmıştır. 1928 yılında Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın açtığı sınavı kazanarak iki yıl Almanya&#8217;da eğitim görmüştür ve Kürk Mantolu Madonna romanını da bu dönemden esinlenerek yazdığı düşünülmektedir.</p>
<p>Romanın ana karakteri Raif Bey, bir şirkette Almanca çevirmenlik yapmaktadır ve bu işten kazandığı az parayla büyük bir aileyi tek başına geçindirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Raif Bey&#8217;in gençliğinde Almanya&#8217;dayken tuttuğu ve herkesten gizlediği bir defteri vardır, ara sıra bu defteri okuyarak eski günlerini hatırlamaktadır.</p>
<p>İlk basımı 1943 yılında yapılan roman, İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan önceki yıllarda geçmektedir ve dili dönemine göre sadedir.</p>
<p>Psikolojik roman özelliği taşıyan Kürk Mantolu Madonna&#8217;da ana karakterin ruh durumu ve iç sıkıntıları başarılı bir şekilde yansıtılıyor. Romanın akıcı üslubu, ara sıra gereğinden fazla uzatılmış izlenimi verse de, etkileyici konusu ve canlı anlatımıyla öne çıkan bir eser olmasını sağlıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/kurk-mantolu-madonna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Frederick Douglass</title>
		<link>http://www.utopyam.com/frederick-douglass/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/frederick-douglass/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2009 22:23:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanor TeLrunya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[afro-amerikan]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[anti-köle]]></category>
		<category><![CDATA[asi]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[feminist]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[Frederick Douglass]]></category>
		<category><![CDATA[haklar]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[özgür]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlükçü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1069</guid>
		<description><![CDATA[
Şubat 1818 doğumlu olan Frederick Douglass Amerikalı anti-köleci, kadın destekçisi, editör, hatip, yazar, devlet adamı ve reformcuydu. Bütün bu özelliklerinin yanında Afro-Amerikanların köleliğin kaldırılma süreci içinde adeta bir simgesiydi. 
Annesi de köle olan Douglass, dünyaya köle bir çocuk olarak geldi. Babasının kim olduğu belli olmamakla beraber, o zamanlar annesinin efendisi olan Aaron Anthony, Douglass&#8217;ın babası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/06/douglass-colored.jpg"><img align="right" src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/06/douglass-colored-249x300.jpg" alt="" title="douglass-colored" width="149" height="200" class="alignnone size-medium wp-image-1071" /></a><br />
Şubat 1818 doğumlu olan <strong>Frederick Douglass</strong> Amerikalı <em>anti-köleci, kadın destekçisi, editör, hatip, yazar, devlet adamı ve reformcuydu</em>. Bütün bu özelliklerinin yanında Afro-Amerikanların köleliğin kaldırılma süreci içinde adeta bir simgesiydi. </p>
<p>Annesi de köle olan Douglass, dünyaya köle bir çocuk olarak geldi. Babasının kim olduğu belli olmamakla beraber, o zamanlar annesinin efendisi olan Aaron Anthony, Douglass&#8217;ın babası olarak tahmin edilebiliyor. Beyaz bir efendi ve siyah bir kadının çocuğu olan Douglass, çok küçük yaşlarından beri ağır işlerde çalıştırıldı. Bununla birlikte, diğer kölelerden farklı ve şanslı olarak eğitim görebildi. 12 yaşındayken efendisinin eşi tarafından yazma ve okumayı öğrenen Douglass&#8217;ın ileriki yıllarda elindeki en büyük silahı bu olacaktı.</p>
<p>Okuma ve yazmayı öğrenmesiyle birlikte gazeteleri ve siyasi olayları takip eden Douglass&#8217;ın görüş ve fikir dünyasında önemli değişmeler oluşmaya başladı. Okuduğu makalelerle birlikte durumunu ve köleliği sorgulamaya başlayan Douglass, insan hakları üzerinde de kafa yormaya başladı. Douglass&#8217;ın bu durumunu keşfeden efendisi onu &#8220;<em>köle terbiyecisi</em>&#8221; olarak bilinen <strong>Covey</strong>&#8216;ye yolladı. Covey&#8217;nin kötü namı o çevre içinde herkes tarafından biliniyordu. Covey uyguladığı şiddetle &#8220;asi&#8221; olarak tanımlanan köleleri kendilerine göre &#8220;adam ediyordu.&#8221; Sürekli gördüğü bu işkenceye artık dayanamayan Douglass, efendisi Covey&#8217;nin vuruşlarına karşılık verince, Covey Douglass&#8217;ı dövmeyi bıraktı ve o saatten sonra ona asla vurmadı.</p>
<p>1837&#8242;de tanıştığı özgür ve siyahi bir kadınla evlenen Douglass, 1838&#8242;de Maryland trenine binerek kaçmayı başardı ve böylece özgürlüğüne kavuştu. </p>
<p>Yolculuğuna Massachussets&#8217;e giderek devam eden Douglass, anti-köle hareketine burada katıldı. <strong>New Bedford</strong> hareketine katılıp aynı zamanda da <strong>William Lloyd Garrison</strong>&#8216;ın haftalık dergisi <strong>The Liberator</strong>&#8216;a başvurdu. Zamanla köleciliğe karşı görüşleri ilgi ve beğeni topladı. O kadar ki Garrison bile Douglass&#8217;tan oldukça etkilendi ve The Liberator&#8217;da onun hakkında bir yazı kaleme aldı. Benzer bir şekilde, Douglass da Garrison&#8217;un fikirlerini oldukça beğeniyordu. </p>
<p>Garrison&#8217;dan ve çevresinden aldığı destekle yoluna devam eden Douglass 1843&#8242;te <strong>Amerikan Anti-Köleci Derneği</strong>&#8216;nin projelerinde yer aldı ve gezdiği bir çok şehirde kendi hayatını anlattı. Aynı zamanda, Feminist hareketlere de destek veren Douglass, sadece iki ırk arasında eşitlikten yana değil aynı zamanda iki cins arasındaki eşitlikten de yanaydı. </p>
<p>Kendisinin en bilinen eseri üç parça halinde yayınlanan otobiyografisidir. Kitap insanları o kadar çok etkiledi ki kısa zamanda best-seller (en çok satan kitap) ünvanını aldı. Ünü Amerika&#8217;nın da dışına taşan Douglass&#8217;ın bu eseri aynı zamanda Fransızca ve Hollandaca dillerine çevrilerek Avrupa&#8217;da da satışa sunuldu. </p>
<p>Oldukça beğeni toplayan ve ünlenen Douglass, bu sırada da anti-köleci, feminist ve özgürlükçü projelerine devam etmekteydi. 20 Şubat 1985&#8242;te Washington D.C&#8217;de <strong>Ulusal Kadın Konseyi</strong>&#8216;nde de bir konuşma yapan Douglass, eve döndükten hemen sonra ani bir kalp krizi geçirerek hayata veda etti. <strong>Rochester</strong> (New York)&#8217;daki <strong>Mount Hope Mezarlığı&#8217;</strong>na gömüldü.</p>
<p>Öldükten sonra 1921&#8242;de <strong>Alpha Phi Alpha</strong> tarafından onu ödülüne layık görülen Douglass, 2002&#8242;de <strong>Molefi Kete Asente</strong> tarafından <em>En Büyük 100 Afro-Amerikalılar</em> listesine girdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/frederick-douglass/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köprü</title>
		<link>http://www.utopyam.com/kopru/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/kopru/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 17:08:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pleione</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Kulin]]></category>
		<category><![CDATA[Köprü]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Yazıcıoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1067</guid>
		<description><![CDATA[Köprü

Tokat, Aydın, Denizli ve Erzincan valilikleri yapan Sürmene – Trabzon doğumlu sıra dışı vali Recep Yazıcıoğlu’nun hayatını anlatan ve biyografik eserleri, öyküleri ve yapımcılığıyla ödüller alan, editörlük ve muhabirlik yapan Ayşe Kulin’in kaleminden çıkan Köprü, Çağatay Tosun tarafından televizyona uyarlanmış ve Star TV’de yayınlanmıştır.
Başpınar ilçesinde yaşayan Bayram’ın hamile olan eşini Karasu Nehri kenarında köprü olmadığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Köprü</p>
<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/05/zbk965368zy983_250.jpg"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/05/zbk965368zy983_250.jpg" alt="" title="zbk965368zy983_250" width="250" height="250" class="aligncenter size-medium wp-image-1068" /></a></p>
<p>Tokat, Aydın, Denizli ve Erzincan valilikleri yapan Sürmene – Trabzon doğumlu sıra dışı vali Recep Yazıcıoğlu’nun hayatını anlatan ve biyografik eserleri, öyküleri ve yapımcılığıyla ödüller alan, editörlük ve muhabirlik yapan Ayşe Kulin’in kaleminden çıkan Köprü, Çağatay Tosun tarafından televizyona uyarlanmış ve Star TV’de yayınlanmıştır.</p>
<p>Başpınar ilçesinde yaşayan Bayram’ın hamile olan eşini Karasu Nehri kenarında köprü olmadığı için karşıya geçiremediği için doğumdan sonra kaybetmesiyle ve bunun hesabını devletin adamı olan valiye sormasıyla başlar Köprü. Yöresel ifadelerin de kullanımıyla okuruna içten bir hava veren kitap, terör, eğitimsizlik ve politika konuları etrafında bir anlatıma sahiptir.</p>
<p>Terör, eğitimsizlik gibi güncel konuları ele alması ve Recep Yazıcıoğlu gibi Türk kamuoyunun yakından tanıdığı bir ismin hayatını temel eksenine alması nedeniyle önemli bir kitaptır bana göre. Ayrıca duru ve akıcı anlatımıyla da okuru kendine çekebilecek bir özelliğe sahiptir. Köprü, Ayşe Kulin’in 1997 yılında yayınlanan Adı Aylin ve 2000 yılında yayınlanan Füreya romanından sonra 3.biyografik romanıdır ve 2001 yılında yayınlanmıştır.</p>
<p>Kitabın kısa özeti şöyledir:</p>
<p>Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat’ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak doğru Valinin yanına gider ve olayı ona söyler. Vali o günden sonra bu olaya yakınlaşır ve köprüyü yaptırabilmek için girişimlerde bulunur. Köprüyü, Erzincan’ında dışında yabancı bir mühendise yaptırmak istiyordu. Bunun için Gürcistanlı baba ve oğul mühendislerle görüşmelere başladı. Gürcü mühendisler köprüyü yapabileceklerini söyleyerek Gürcistan’a dönmüşler; fakat bir daha geri dönmemişler. Bunun üzerine Ankara dan bir mühendisle görüşmeye başladı. Mühendisler Erzincan’a gelerek köprü yerini gördü ve birkaç inceleme yaparak köprüyü yapabileceklerini söylediler. Mühendisler Ankara’ya dönerek gerekli çalışmalara başladı ve bir grup oluşturdular. Yaklaşık bir hafta bir çalışmadan sonra köprü Erzincan da değil de Ankara da yapılarak tırlar la Erzincan’a götürüleceğini söyledi. Vali buna şaşırmıştı. Fakat mühendislere güveni sonsuzdu. Valinin etrafındakiler buna inanmıyorlardı. Vali etrafındakilere aldırmayarak gerekli parayı sağlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir ay sonra ilk grup Erzincan’a giderek köprü ayaklarını dikmeye gelmişlerdi. Daha çalışmanın ikinci gününde gerçekleşen terörist saldırıyla personel Ankara’ya kaçmışlardır.</p>
<p>Öksüze bakan Elmas ile Mevlüt yasak aşklarından dolayı ailesine yakalanmaktan korkuyordu. Mevlüt, İstanbul da ki asker arkadaşını ayarlayarak İstanbul’a gitmeyi düşünüyordu. Vali gerekli gıdasal yardımı öksüze bakan aileye sağlıyordu.</p>
<p>Mühendisler köprünün yapımını tamamlamış ve Tırlar la Erzincan’a yola çıkmışlardı. Mühendisler ve Vali bir araya gelerek köprünün montajı hakkında konuşmaya başladılar. Köprünün kıyıdaki ilk ayağı oturtturulmuştu. Diğer ucunu ise karşıya geçirmek için, Feribottan</p>
<p>Tahta güvertesine köprünün diğer ayağı oturtturulmuştu. Yalnız bir sorun çıkmıştı. Daha yolun yarısında feribot bozulmuştu. Çalışmalar aksamıştı. Bu da halkta tedirginlik yaratmıştı. Bir sonraki gün arıza giderilmiş ve yoğun bir çalışmayla köprü tamamlanmıştı. Yapıldığı akşam Vali, Bayram ve Öksüz köprüye oturarak ufka doğru bakıyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/kopru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Transandantalizm</title>
		<link>http://www.utopyam.com/transandantalizm/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/transandantalizm/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 00:43:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanor TeLrunya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[18. yy]]></category>
		<category><![CDATA[19. yy]]></category>
		<category><![CDATA[agnostik]]></category>
		<category><![CDATA[agnostisizm]]></category>
		<category><![CDATA[ahenk]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[armoni]]></category>
		<category><![CDATA[Aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[emerson]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[materyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sezgi]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[thoreau]]></category>
		<category><![CDATA[transandantalist]]></category>
		<category><![CDATA[transandantalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1063</guid>
		<description><![CDATA[
Transandantalizm, 19. yüzyılda ortaya çıkmış ve 18. yüzyılın bilimsel ve mantıkî hareketine bir tepki olarak doğmuştur. Yine de, 19. yüzyılın Sanayi Devrimi ve kapitalizmin ortaya çıkış dönemi olduğunu göz önüne alırsak, Transandantalizim daha çok materyalizm ve kapitalizmi eleştirir.
Amerika&#8217;da ortaya çıkan bu akımın temel temsilcileri Emerson ve Thoreau&#8216;dur. Birbirlerinin çağdaşı olan bu iki yazar, her ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/04/clavicula-nox.gif"><img src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/04/clavicula-nox-290x300.gif" alt="" title="clavicula-nox" width="145" height="150" class="alignnone size-medium wp-image-1064" /></a><br />
<strong>Transandantalizm</strong>, 19. yüzyılda ortaya çıkmış ve 18. yüzyılın bilimsel ve mantıkî hareketine bir tepki olarak doğmuştur. Yine de, 19. yüzyılın <strong>Sanayi Devrimi</strong> ve <strong>kapitalizm</strong>in ortaya çıkış dönemi olduğunu göz önüne alırsak, Transandantalizim daha çok materyalizm ve kapitalizmi eleştirir.</p>
<p>Amerika&#8217;da ortaya çıkan bu akımın temel temsilcileri <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ralph_Waldo_Emerson">Emerson</a> ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Henry_David_Thoreau">Thoreau</a>&#8216;dur. Birbirlerinin çağdaşı olan bu iki yazar, her ne kadar &#8220;edebiyat&#8221; başlığı altında incelenseler de Transandantalizm edebiyattan çok siyasetle de ilgilenir. </p>
<p>Transandantalizmin anahtar sözcüğü &#8220;<strong>birlik</strong>&#8220;tir. (<em>Unity</em>) Transandantalistler doğa ve insanın kusursuz birliğine inanırlar. Onlara göre Tanrı hepimizin ve doğanın içindedir. Bu yüzden insanların, içlerinde Tanrı&#8217;dan bir parça taşıdığı için, ilahi yönü vardı ve bu ilahi yön onları önemli kılar. Bu yüzden Transandantalism <strong>bireycilik</strong> (<em>individualism</em>) ve <strong>demokrasi</strong> ile kol kola hareket eder, diyebiliriz. </p>
<p>Din açısından incelendiğinde, Transandantalistlerin dinin mantıkla açıklanabileceğini öne süren Aydınlanmacılara karşı çıktığını görebiliriz. Onlara göre bilginin kaynağı bilim veya deneyim değil, <strong>sezgidir</strong>. Yani, bilgi bizim içimizde zaten vardır, yalnızca ortaya çıkarmamız önemlidir. Bu bağlamda, zaten bilgiye sahip olduğumuz için mantığı gereksiz görürler ve dinin ilahi yanıyla mantığın bağdaşmadığını iddia ederler. Tanrı her yerdedir ve doğa tanrıdır. (<em>Bir çeşit panteizm.</em>)</p>
<p>Bilginin zaten içimizde olduğunu öne süren bu görüş, geçmişten ve geleneklerden sıyrılmayı da ön görür. Çünkü geleneksel ve tarihi bilgiler aslında &#8220;hazır kurallar&#8221;dır ve kendi ilahiyatını içinden taşıyan insanların bu bilgilere ihtiyacı yoktur. Bizler kendi içimizi dinleyerek kendimize ait yolu belirleyebiliriz. (<em>Self-reliance</em>)</p>
<p>Kendi çağlarına da eleştiri getiren Transandantalistler, kapitalizmin insanı yalnızlaştırdığını ve makineye dönüştürdüğünü söyler. Yalnızlaşma hissiyle birlikte insan kendinden, çevresinden ve en önemlisi doğadan uzaklaşırlar. Doğadan uzaklaşma ise, Transandantalistlerin ön gördüğü &#8220;birlik&#8221; kavramını ters yönde etkiler; yani kusursuz ahenk bozulur. Bu yüzden <strong>Emerson</strong>, &#8220;<strong>The American Scholar</strong>&#8221; adlı eserinde izole edilen materyalist insanı şöyle tanımlar; &#8220;<strong>Man becomes a finger that pushes a button</strong>&#8221; (&#8221;<em>İnsan, yalnızca düğmeye basan bir parmağa dönüştü</em>.&#8221;) Yine Emerson&#8217;a göre herşeyden çok önem verdiğimiz işlerimiz aslında bizim aklımızı ve karakterimizi geliştirmede oldukça yetersizlerdir.</p>
<p>Bu bağlamda, paraya veya mala bağlılık kişinin kendine olan güvenini (self-reliance) sarsar. Kendine güveni sarsılan kişi içine dönemez ve Tanrıyı (doğruyu) bulamaz. Böylece kendine güven konseptinin maddi açıdan herhangi bir dayanağı olmadığını da çıkarabiliriz.</p>
<p>Ayrıca, Transandantalistlere göre cevap verilemez hiçbir soru yoktur. Her sorunun cevabı ya içimizdedir ya da doğada. Doğa bizim bütün ihtiyaçlarımıza cevap verebilen tek kaynaktır, bu yüzden doğayla ilişkimizi asla koparmamız ve hatta, mümkün olduğunca doğa ile iç içe yaşamamız gerekir.</p>
<p>Bu önermeye bağlı olarak, hayatının iki yılını doğada yalnız başına yaşayarak geçiren <strong>Thoreau</strong>&#8216;nun &#8220;<strong>Walden</strong>&#8221; adlı eserini örnek verebiliriz. Doğada geçirdiği iki yılı ve sınırlı kaynaklarla, yalnızca en temel ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını anlatır Thoreau bu eserinde. Bu eser, Transandantalistlerin el kitabı olarak adlandırılabilir.</p>
<p>Son olarak, Transandantalizm her ne kadar Tanrı&#8217;nın her yerde olduğunu söylese de, Transandantalist sanat yorumuna baktığımızda gözümüze çarpan ilk şey <strong>Agnostisizm</strong>dir. Sanatlarına Tanrı&#8217;yı pek fazla karıştırmayan Transandantalistler, ayrıca, şekilden çok içeriğe önem vermişlerdir. Onlara göre ilham, teknik sanattan her daim daha üstündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/transandantalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngiliz Hicvinin En Güzel Örneği: Gulliver&#8217;in Gezileri</title>
		<link>http://www.utopyam.com/ingiliz-hicvinin-en-guzel-ornegi-gulliverin-gezileri/</link>
		<comments>http://www.utopyam.com/ingiliz-hicvinin-en-guzel-ornegi-gulliverin-gezileri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 13:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ELanor TeLrunya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[18. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[18. yy]]></category>
		<category><![CDATA[age of reason]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlanma çağı]]></category>
		<category><![CDATA[daniel defoe]]></category>
		<category><![CDATA[enlightenment era]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[geziler]]></category>
		<category><![CDATA[gulliver]]></category>
		<category><![CDATA[gulliver'in gezileri]]></category>
		<category><![CDATA[gulliver'in seyahatlari]]></category>
		<category><![CDATA[gulliver's travels]]></category>
		<category><![CDATA[hiciv]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz romanı]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[jonathan swift]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kraliyetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakarlar]]></category>
		<category><![CDATA[realizm]]></category>
		<category><![CDATA[robinson cruose]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[satire]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahatlar]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.utopyam.com/?p=1051</guid>
		<description><![CDATA[
Belki de Gulliver&#8217;in Gezileri kitabını hepimizi çocukken okuduk ve onu çocuk kitabı olarak tanımladık. Sadece biz değil, arkadaşlarımız, hatta ebeveynlerimiz bile bu etiketi yapıştırdılar Gulliver&#8217;in Gezileri için. Oysa bu kitap, çocuk kitabı olmaktan çok daha öte, bir toplum-siyaset-din eleştirisidir. Üstelik bu eleştiriler öyle ağır bir biçimde yapılmıştır ki, Gulliver&#8217;in Gezileri bir hiciv olmasına rağmen, uslüp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/02/001_gullivers_travels.jpg"><img align="right" src="http://www.utopyam.com/wp-content/uploads/2009/02/001_gullivers_travels-120x200.jpg" alt="" title="001_gullivers_travels" width="120" height="200" class="alignnone size-medium wp-image-1052" /></a><br />
Belki de <strong>Gulliver&#8217;in Gezileri</strong> kitabını hepimizi çocukken okuduk ve onu çocuk kitabı olarak tanımladık. Sadece biz değil, arkadaşlarımız, hatta ebeveynlerimiz bile bu etiketi yapıştırdılar Gulliver&#8217;in Gezileri için. Oysa bu kitap, çocuk kitabı olmaktan çok daha öte, <strong>bir toplum-siyaset-din eleştirisidir</strong>. Üstelik bu eleştiriler öyle ağır bir biçimde yapılmıştır ki, Gulliver&#8217;in Gezileri bir hiciv olmasına rağmen, uslüp iğnelemenin ötesine geçmiştir.</p>
<p>Öncelikle hicvi tanımlayalım; <strong>hiciv</strong> bir edebiyatta bir yazın türüdür. Eleştirilen noktaları iğneleyici bir dille ele alır ve kişi / kurum adı belirtmez. Bunun yerine kişileri veya kurumları temsilen hayali kahramanlar kullanılır.</p>
<p><strong>Gulliver&#8217;in Gezileri</strong> de aynen bu özellikleri taşımaktadır. Bu kitabın yazıldığı yıllarda İngiltere ve Avrupa çok büyük bir değişim içindeydi. Sömürgecilik başlamış, tarımın yerini sanayi almıştı. Ülkeye giriş çıkış yapan kapitalin de etkisiyle İngiliz halkının değerleri değişmeye başlamıştır. Bu değişim toplumda iki ana yapılanmayı beraberinde getirmiştir; yenilikçiler ve muhafazakârlar. Yenilikçilerin en büyük yazar temsilcisi <strong>Daniel Defoe</strong>&#8216;dur. Daniel Defoe&#8217;nun emperyalist ve modern dünyada bir insanı temsil ettiği romanı <strong>Robinson Crusoe</strong>, o yıllarda büyük yankı uyandırmıştı. Toplumun yenilikçi kesimine hitap eden bu roman, aynı zamanda o yılların bir akımı olan gerçekçi ögeleri de içermekteydi; yani kesin tarihler ve isimler kullanıyordu.</p>
<p>Bir kraliyetçi olan <strong>Jonathan Swift</strong> ise, yenilikçi Daniel Defoe&#8217;yu oldukça küçümsüyordu. Bu açıdan Gulliver&#8217;in Gezileri&#8217;ni Robinson Crusoe&#8217;ya bir çeşit cevap olarak tanımlayabiliriz. Gulliver&#8217;da da isimler ve tarihler verilmesine rağmen, hepimizin bildiği gibi Gulliver daha çok fantastik ögeler içerir. <strong>Liliput&#8217;lar, Laputa, Yahoo&#8217;lar</strong> ve <strong>Houyhynhnm</strong>&#8216;ler gibi bir çok roman kahramanı gerçekle bağdaşmaz bir şekilde Gulliver&#8217;in Gezileri&#8217;nde yer alır.</p>
<p>Fakat bunlar daha çok Swift&#8217;in değişen İngiliz toplumuna eleştirisidir. Örneğin; Liliput&#8217;lar İngiltere&#8217;yi temsil eder. Liliput halkının baştan sevimli gibi görünmesi, cana yakın gelmesi ve Gulliver&#8217;e karşı dostça tavırları zaman içerisinde değişir. Öyle ki en sonunda Liliput Kralı, Gulliver&#8217;in öldürülmesine bile onay verir. Hiçbir şeyin ilk başta göründüğü gibi olmadığını savunan Swift, İngiliz halkının değişen yüzünü bu şekilde hicvetmiştir.</p>
<p>Brobdingnag&#8217;lar ise insanın fiziki özellikleri ne olursa olsun, önemli olanın karakterleri olduğunu temsil eder. Aynı zamanda devlerin ülkesinde Gulliver için bir başka kavram daha vardır: Detaylar. <strong>Aydınlanma Çağı</strong>&#8216;nın getirdiği hayat koşullarından birisi de <em>-artık günümüzde hepimizin alışık olduğu-</em> hızlı yaşamdır. Bu hız içinde insana ve hayata dair detayları kaçırdığımızı gözlemleyen Swift, devler ülkesinde bu detayları can alıcı hale getirir. Gulliver, devler ülkesinde geçirdiği zaman boyunca, onların hayatına ilişkin hiçbir detayı atlamadan gözlemler yapar.</p>
<p>Romandaki diğer karakterlerden biri de <strong>Laputa</strong>&#8216;lılardır. Bunlar da yine Aydınlanma Çağı&#8217;nın getirdiği teknik ve bilimsel bilginin eleştirisi olarak göze çarpar. Swift, kendi zamanındaki <strong>Kraliyet Bilim Akademisi</strong>&#8216;nin halkın yararına olmayan, sadece kraliyet için yapılan boş araştırmaları hicveder. Laputalılar mantığın kendisini değil de, mantıkla birlikte gelen fakat insanlığın gelişmesi için hiçbir anlamı olmayan bilgi yığınını eleştirir.</p>
<p><strong>Houyhynhnm</strong>&#8216;leri de her ne kadar ideal yaratıklar olarak görse de Gulliver, aslında kendisi bir çeşit <strong>Yahoo</strong>&#8216;dur ve bu yüzden asla Houyhynhnm&#8217;lerin arasına giremez; aksine Houyhynhnm&#8217;leri Gulliver&#8217;i aralarından kovarlar.</p>
<p>Gulliver&#8217;in Gezileri&#8217;nin bu eleştirilerine bir başka bakış da, Gulliver&#8217;in seyahati boyunca karşılaştığı bütün ırkların İngilizleri temsil ettiği yönünde olduğudur. Böyle Gulliver, İngiliz halkının içinde var olan kötüyü de iyiyi de yakından gözlemleme şansı bulur.</p>
<p>Döneminin oldukça etkili bir siyasi eleştirisi olan Gulliver&#8217;in Gezileri, <strong>18. yüzyıl İngiliz Realizmi ve İngiliz Tarihi</strong>ne meraklı olan edebiyat okuyucuları için oldukça iyi bir hiciv örneğidir. Öyle ki yayınlandığı sırada İngiliz halkı tarafından gerçekliğine inanılmış ve Liliputlar gibi fantastik ögelerin gerçekten varolduğu sanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.utopyam.com/ingiliz-hicvinin-en-guzel-ornegi-gulliverin-gezileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
