Karpatların Maradonası: Hagi
1965′te Köstence’de doğan Gheorghe Hagi, futbola 1979-80 sezonunda Farul Köstence takımında başladı.
1983-84 sezonunda Spartul’a transfer olan Gheorghe Hagi 1985 yılında Romanya’nın en iyi oyuncusu olarak seçildi. Daha sonra Steaua’ya geçen Hagi bu takımla 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası’nı kazandı.
1990 Dünya Kupası’nda sergilediği futbol ile dikkatleri üzerine çeken Gheorghe Hagi, Real Madrid’e transfer oldu. Bu forma altında 64 lig maçına çıkan Gheorghe Hagi 1992 yılında İtalya’nın Brescia takımına geçti.
1994 Dünya Kupası’nda yine nefis bir performans sergileyen Gheorghe Hagi İspanya’ya geri dönerek Barcelona’da forma giymeye başladı.
Geroge Hagi 1996 yılında Galatasaray’a katıldığında futbol otoritelerinin olduğu gibi hayranlarının da kafalarında çok sayıda soru işareti vardı.
Gheorghe Hagi kendisini eleştirenlere karşın, ilk üç maçındaki galibiyet golleriyle Galatasaray’da etkisini kısa süre içinde gösterdi. Metin Oktay, Turgay Şeren veya Fatih Terim gibi kült oyuncuların ölesiye özlemini çeken taraftar Gheorghe Hagi’yi bağrına bastı. Çok geçmeden Ali Sami Yen’in yanısıra dört bir yandaki stadyumlar ‘I Love You Hagi’ şarkıları ve sloganlarıyla yankılanmaya başladı. Ama bunun esas sebebi futbolcuyken yaptıklarıydı çoğunlukla.. 4 Lig Şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa’nın kazanılmasında büyük rol oynadı. Futbola veda ettikten sonra Romanya Milli Takımı’nın başına geçen Hagi takım finale çıkamayınca görevinden ayrıldı. 2003-2004 sezonunda Bursaspor ile anlaşan Gheorghe Hagi, 12. hafta sonunda yeşil-beyazlı kulüpten istifa etti. Aynı sezonun sonunda Fatih Terim’in Galatasaray’dan ayrılmasıyla 27. Hafta’da Galatasaray’ın yeni teknik direktörü olan Hagi, Galatasaray’ı 2004-2005 sezonu boyunca çalıştırdı. Bu süreçte Fenerbahçe’yi tarihi farkla yenerek 5-1 kazanılan final maçının sonucunda Galatasaray’a 14. Türkiye Kupası’nı kazandıran kadronun da başındaydı.
Çoğu insan onu ‘Türkiye’de oynayan gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncu’ diye tarif ediyordu. Nefes kesen serbest vuruşları, zarif çalımları, öldüren sol ayağı, dayanıklı mizacı ve kişiliği dünyanın her yanındaki Galatasaray hayranlarının aklında ve gönlündekini yerini hala koruyor. Bugün 10 numaralı forması Galatasaray Müzesi’nin duvarlarında asılı duran iki formadan biri; öteki de Metin Oktay’a ait.
Türkiye’ye geldiğinde adı sanı bilinimioyordu. Geçmişine meraklı olanlar oradan bir Barcelona ismini çıkarmışlardı sadece. Yaşı da taraftarları ve otoriteleri endişelendiriyordu. Ama o bize futbolun yaşla değil, zeka, azim, hırs ile oynandığını gösterdi. Taraftar o kadar alışmıştı ki Hagi’ye nerdeyse sahada onunla birlikte maça çıkıyolardı. Avrupada sayısız başarının ligdeki üst üste şampiyonlukların baş mimarıydı Hagi. Galatasaray’a Metin Oktay’dan sonraki en büyük hediye idi. Aynısı bir daha kolay kolay geleceğede benzemiyor. Son Ali Sami Yen’deki jübile maçında attığı golden sonra tüm tribünler sevinirken ben ağlıyordum. Çünkü onu bir daha bu sahalarda göremeyecektim. Artık o zamanın teknolojisi nasıl olur bilemem ama, yaşı bizlerden epey büyük abilerimiz ablalarımız bize nasıl Metin Oktay’ları anlatıyorsa, ben de bundan 30 sene 40 sene sonra Hagi’yi anlatacağım inşallah. Tekrar onu bir şekilde bu klüpte bir yerlerde görmek istiyor tüm Galatasaraylılar.
Metin Oktay’in dediği gibi Galatasaraylılık bir din ise sen de son peygamberdin.



