RSS
29 Eylül 2008 | chucky | 0 Yorum Var.
Yazdır

Futbol ve Şiddet

Futbolun şiddetle beraber anılması çok kötü bir olay gibi gözüksede maalesef bu iki olgu birbiriyle iç içe yaşamaya çalışmaktadır. Şiddetin en büyük kaynağı ve beslenme nedeni de fanatizm olarak gözükmektedir. Ülkemizde az gelişmişliğin olumsuz sonuçları ne yazık ki futbolda şiddete dönüşmektedir. Bunun nedenlerinden biri de sosyo-ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Her az gelişmiş ülkeler gibi biz de yolsuzlukların, hırsızlığın, kapkaç gibi çeşitli suçların kol gezdiği, yiyenin yanına kar kaldığı ortamda futbolda şiddeti yaşamamız gayet normaldir. İnsanların büyük çoğunluğunun açlık ve sefalet içinde gezdiği, zenginle fakirin arasının bu kadar açıldığı zaman doğal olarak sokaktaki suç işleme stadlara da şiddet olarak yansımaktadır. İnsanlar ömür boyu ulaşamayacakları şeyleri önce kıskançlıkla sonrada çeşitli eylemlerle onda var bende niye yok hesabı yakıp yıkmaya çalışmaktadır. Tabi ki bunlar herkes için geçerli değil ama açlık ve sefaletin insanlara her şeyi yaptırabileceğini unutmayalım. Stadlara bu düşünceyle gelenler kalabalık grup olmanın ve tribünde dokunulmazlık edasıyla her şeyi yapmayı kendine görev kabul ederek zarar vermeye başlıyor.

Futbol, tabiatı gereği bir tür şiddeti içinde taşır. Vücut vücuda mücadele edilen erkek sporudur… Milyonlarca insanın kendisine bir kimlik bulduğu takım rekabetine dayanır… Bu yanıyla, hayatın başka alanlarında yenilmiş olanlara ‘kazanmanın’ fırsatını sunar vb. İşin teorik yanı daha da uzatılabilir. Buna gerek yok. Çünkü, sadece Türkiye değil, dünya futbol tarihine bakıldığında da, şiddetin başrolde olduğu uzun bir hikaye yazmak mümkündür.
Bu gerçeği, yaşadığımız ülkenin kendine özgü gerçekleriyle üstüste getirdiğimizde tablo daha bir netlik kazanıyor. Sayısız araştırma, son 10 yılda ülkenin muazzam bir suç patlaması yaşadığına işaret ediyor. İşsiz, beş parasız, milyonlarca genç insan, kendi ülkesinde bir başka toplum kesimine mensup yaşıtlarının, eşine az rastlanır bir tüketim ve eğlence curcunası içinde yaşayıp gittiğine tanıklık ediyor. Bu koşullar altında, içindeki nefreti, öfkeyi dışa vuracağı yegane kamusal alana yöneliyor. Yani, tıpkı kendisi gibi ‘yenilmişlerle’ buluştuğu tribünlere… Sesini orada yükseltiyor, çünkü sesi orada daha gür çıkıyor. Orada küfür ediyor, çünkü topluluk olmanın verdiği güce yaslanıyor. Orada dayanışıyor, orada döğüşüyor.


Şimdi, bazı aklı evveller çıkıp, bu durumu olumladığımız sonucu çıkarabilir. Her an şiddete dönüşme potansiyeli taşıyan kör bir öfkenin, nefretin onaylanacak yanı yok. Ama sorunu çözmeye niyeti olan varsa (görüldüğü kadarıyla bu işin talibi çok), önce sorunu anlamak zorunda.
“Bu adamlar stada alınmasın” diyorlar… Tamam, alınmasın… Nerede seyredecekler maçı? Meyhanelerde, kahvelerde, barlarda… Ardından gelecekleri hemen söyleyeyim: “Bu adamlar meyhanelere, kahvelere, barlara alınmasın!”
“Bu adamlar bu ülkeye alınmasın” deyin de
futbol artık milyonlarca dolarlık bir endüstri ülkemizde.
Ancak bu endüstri ve ona gönül veren milyonları yanlış yönlendiren, rakibine taş, çakmak, cep telefonu atmaya yönlendiren insanlar var.
Küfürü veri kabul eden, anlayış gösteren bir anlayış var.
Tribün terörüne kendine yakın kulüplere ayrı, karşı kulüplere ayrı ceza uygulayan bir yönetim anlayışı var.
Oysa eğer şiddeti, terörü bu topraklardan kovmak, yok etmek istiyorsak, şiddet atmosferini ortadan kaldırmamız gerekir. Futbol kulübü yöneticileri, tribündeki şiddetin sonunda başka amaçlara yönlendirilebileceğini gözden uzak tutmamalı.

Yazı Hakkında

Kategoriler: Köşeyazıları ve MakalelerSpor

Etiketler:

Yazar Hakkında:

RSSYorum Yaz  |  Trackback URL